26 Temmuz 2017 Çarşamba

Ne zalımsın hayat

Ne yazacağımı da bilmiyorum ya yıllar olmuş yazmayalı. Nefes alamıyorum yine bu ara, yazma ihtiyacımı yok sayamıyorum. Ne kötü insanın yazmaktan bile korkması dertlerini.
Yine nefes alamıyorum umursamaz olmaktan yoruldum. Susan olmaktan yoruldum. Ama anlatmak bile istemiyorum sadece içindekini kusmak istiyorum ama üstü kapalı kelimelerle. Keske herşeyi açık açık yazacak cesaretim olsaydı. Bu benim blogum istediğimi yazabilirim elbet ama yazacaklarımın içimde faaliyete dönüşmesinden korkuyorum. Kendime hic ama hic güvenmiyorum.
Çekip gidesim var keşke yapabilsem. Keşke herkesi ama herkesi (oğlum hariç) ardımda bırakıp hiç kimseye nerede olduğumu söylemeden yaşayabilsem. Çok yoruldum bencillikten, okuzlukten, yaranamamaktan. Resmen ölsem kıymetimi anlasalar diye düşünüyorum. Ölsem ama bende görsem tabi pişman olduklarını :) 
Kıymet verdiklerimden kiymet görememekten cok yoruldum. Ne zormuş sevilmedigini düşünmek. Allah'ım içime ferahlık ver... AMİN

21 Nisan 2014 Pazartesi

No Comment

Benim bu sefer hakkaten böcüğüm ölmüş...

21 Mart 2014 Cuma

Bazen keşke ortadan kaybolsam diyorum. Kaybolsam da bazıları kıymetimi anladıklarında geri dönsem. Bu ara bu bazenler çok olmaya başladı. Her an terk-i diyar edebilirim. Kendime hiç güvenmiyorum...

8 Mart 2014 Cumartesi

EBRU KÖSE AKGÜN hala Twitter'a katılmanı bekliyor...

 
Top corners image
     
 
   
 
 
 

EBRU KÖSE AKGÜN hala Twitter'a katılmanı bekliyor...

 
 
Daveti kabul et
 
     

5 Mart 2014 Çarşamba

Benlen İlgilenecesin

Dün pek sevgili kocacığımı aradım telefonunu açmadı. Gün içinde bana dönüş de yapmadı. Bir süredir ihmal edildiğimi hissetmeme rağmen aman üzülmeyelim, gerilmeyelim, tadımız kaçmasın gerek yok cümleleriyle kendimi sakinleştiriyor idim. Ama benimde içimde bir bardak vardı ve artık taşmıştı.

Bunun üstüne akşam üstü tekrar arayıp gayet sakin bir şekilde dile getirdim isteklerimi. İçimdeki "Ayağını denk al ! " cümlelerini vurgulara ekledim. Konuşup konuşup söylediklerini dinleyip kapattım telefonu. Akşam eve geldiğinde gayet güler yüzlü karşıladım kendisini. Tırstı farkındayım. Ama fark etmemiş gibi yaptım.

Bu sabah beni işe kendisi getirdi ve gelmeden önce de kahvaltı etti benimle. Demek ki arada bir uyarı gerekiyormuş. On bin bakımı gelmiş bilememişim :) Bundan sonra asla ihmal etmeyeceğim :)

27 Şubat 2014 Perşembe

BUNALDIM YİNE BEN

Bu aralar isteklerimde duygularımda işlerimde karışık. Tilkilerim kuyruklarından birbirlerine dolandılar. Elimde olmayanlara olan zaafım yine had safhada. Saçma sapan günler geçirip yine hiçbir şey olmamış gibi davranıyorum, yaşıyorum...

Uzuun rahat bir tatile ihtiyacım var benim. Sıcak bir memlekette, mümkünse sıfır ses olsun. Ayaklarımı uzatayım, yatayım, yürüyeyim... Kimse bana elleşmesin. Ağlayayım deli gibi kimse sormasın neden ne oldu diye. Düşüneyim kendime kalıp. Sonra dönüp hiçbir şey olmamış gibi yapmaya devam ederim yine. Ama ne olur biraz mola...

Nefes almaya ihtiyacım var ne çok yoruldum ben. Neden isteklerim hiç bitmiyor. Anlatamıyorum da. Yazdıklarımı okurlarda neyin var diye sorarlar diye anlatmak istemediğim bir bloğum var benim. Bana bir şey olursa okunupta öğrenilmesin diye içimdekileri yazamadığım bir de defterim. İnsanlara söyleyeceklerimi bile kırk sefer düşünür oldum. Konuşmak bile istemiyorum artık.

Ne çok yalnızım ben. Kalabalık içinde tek başımayım yine. Sen sukunet ver içime Ya Rab. Sustur içimi yine içimdeki dilime yansımadan yardımcım ol Ya Rab

24 Şubat 2014 Pazartesi

Kader Kısmet

Bundan seneler önce (2003) kız arkadaşımla okuldan eve dönerken biri çıktı karşımıza. Yanımdaki arkadaşıma 'Benim bir arkadaşım var kabul edersen senle tanışmak istiyor.' dedi. Çok sinirlendim HAYIR TABİ Kİ dedim onun adına o da normal şartlarda öyle derdi. Ama bana baktı ve tamam olur dedi. Sonradan sorduğumda bilmiyorum neden olur dediğimi dedi. Anlam verememiştim o zaman.

Aynı gün yada bir gün sonra yine yolda yürürken aynı çocuk yanında başka bir çocukla geldi yanımıza. İkisini de süzdüm baştan aşağı sonra ayaklarıma, ablamdan habersiz giydiğim sandaletlerin ayaklarıma nasıl yakıştıklarına bakmaya başladım.

Sonra gözümün önüne bir el düştü 'Seni tanımak istiyorum' dedi. Kafamı kaldırdım yanlışlık yoktu bana bakıyordu. Elini bana uzatmıştı. Afalladım önce HAYIR TABİ Kİ dedim. Arkamızı dönüp gittik yolda da gülüştük ne istediklerini bilmiyorlar mıydı? Yanlış anlaşılma mıydı? Bilmiyorum.

Günler haftalar hep arkadaşın beni takip etmesiyle gergin geçti. Bir gün çıktı karşıma 'Ben seninle evleneceğim 'dedi. 'Defol git dünyada bir sen kalsan evlenmem senle.' dedim. Nereden bilebilirdim.

Aylar sonra hatta belki bir yıl sonra tam kurtuldum derken 14 Şubat tarihinde iş yerimin kapısı önünde bir çiçek üzerinde TAMER yazıyor sadece. Ne hakla, sinirlenip çöpe attım. Ama hoşuma da gitti hayatımda aldığım ilk çiçekti o.

Yine günler sonra kulağımda kulaklık içimde farklı sebeplerden saçma sapan bir sıkıntı ağlamamak için kendimi zor tutarken önüme çıktı birden. 'Bir cevap vermeyecek misin?' dedi. Kulaklığı çıkarıp 'Efendim?' dedim. Hayal kırıklığıyla baktı yüzüme çekti gitti. Bir saattir peşimden gelip benimle konuşuyormuş umursamayıp cevap vermedim sanmış.

Aylar sonra bir şekilde yolda gördüğümüzde birbirimize selam verir hale geldik. Sonra arkadaş olduk. Her gün mesajlaşıp konuşuyorduk.

Sonra bir gün geceden deli gibi ağlamışım gözlerim şiş işe yürüyorum karşıma çıktı beni görünce şok oldu. 'Saçma sapan insanlara şans veriyorsun da neden bana vermiyorsun. Ben seni asla ağlatmam!' dedi. O an o acıyla tamam dedim. Ve tam bugün onun üzerinden 7 sene geçti. Ve ben o adamla 4 senedir evliyim.

Bugün düşünüyorum eğer o ilk gün yanlış anlaşılma olmasaydı biz birleşir miydik? Hiç karşılaşır mıydık? Kısmet..


20 Kasım 2013 Çarşamba

Anne oldum, anladım...

Evlenmek istediğimde karşı çıkardı annem, daha küçüksün biraz daha bekle derdi. 
İsyan ederdim, karşı gelirdim.
Meğer beni düşünürmüş annem. Evlilik zormuş, sorumlulukmuş , hasretmiş anneye babaya...
O'nun gözünde hala küçücük bebek olduğum için kaldıramayacağımı düşünürmüş ondanmış korkusu.. 'Anne oldum, anladım...
Anne olmak çok farklı bir şeymiş. Hep söylerlerdi. 
İnsan sonradan aşık olup bu kadar bağlanacağını bildiği bir varlığa ilk doğduğunda nasıl da korkuyla bakabiliyor. O'na bakamama korkusu, sorumluluk, ya bir şey olursa'lar...
Tüm bunlar bir nebze de olsa ilk doğduğunda bebeğini tam sevmeni engelliyor. En azından bu benim için öyleydi.
Ama şimdi; gözümü kapadığımda bile O'nun o güzel yüzü, gülüşü, minik elleri, ayakları canlanıyor hayalimde. Yanımdayken bile özlüyorum kokusunu. Bir kere öpmek yetmiyor.
Bir daha bir daha bir daha...Anne Olmak'. O'nun için endişe taşımaktır.
O'na bakarken ağlamaktır; mutluluktan, sevgiden, korkudan, O'na gelecek zarardan.
Tek bir gözyaşının içinde saklıdır tüm bunlar.
"Anne olunca anlarsın" derdi annem.
Anne oldum anlıyorum.

Ve annemi daha büyük bir aşkla, daha büyük bir hasretle seviyorum.
Hiç bir şeyin değeri kaybedilmeden, ya da ayrı kalınmadan bilinmiyormuş.
Bir şey daha var anne olmakla ilgili.
Anne olmak güçlü olmakmış, dayanıklı olmakmış, sabretmekmiş.
Annemin çocuklarından ayrı olduğunda nasıl yaşamaya çalıştığını düşündüğümde anladım.
Çocukların hayallerinde çizgi kahramanlar vardır ya.
Aslında en güçlü, en süper, en sihirli kahraman annemmiş...
Anne olunca anladım...

1 Kasım 2013 Cuma

İçimdeki Çorba

Uzuun zaman olmuş ellerim derdini anlatmayalı. Bende nedir bu içimde biriken diyordum. Bir kere alışınca yazmaya vücudun ihtiyacı haline geliyor sanırsam.

Bu ara her şeye tepkiliyim. Derdimi sıkıntımı dışarıya aktarabilen bir insan değilim. Dertleşmek nedir unuttum. İçimdekini olduğu gibi anlatamıyorum. Hep birileri anlasın diye bekliyorum. Ben dile getirmiyim ama anlaşılıyım. He he oldu.

Uzun zamandır yaşadım, bunaldım içimdeki denize attım. Ufak tefek uğraşlarla kendimde kalmaya çalıştım. Ama bu ara ekstra zor. Maneviyat eksikliğinden mi acaba zira bu ara hiç olmadığım kadar hayırsız bir kulum.

Ona da güç gerek karar gerek. Nefsim güçlü söz geçiremiyorum. Mumford and Sons dinliyorum (Rain down, rain down on me). Sözlerine kulak vermiyorum ama müziği ruh halimi yansıtıyor. İçimdeki fırtınayı anlatıyor sanki.

Kuzumu özledim. İşte bütün sorunlar orda başlıyor. İçimdeki dağlar kadar özlem, dağlar kadar pişmanlık. Yavrumdan geri kalma endişesi, korkusu. Akşamlarım gecelerim kokusunu içime çekmeme yetmiyor. Hafta sonları çok kısa kuzum çok güzel.

Bütün huzursuzluğun sebebi bu. Bağırmak çağırmak hüngür hüngür ağlamak istiyorum. Her şey daha kolay olsun istiyorum. Daha önce güçlü olmam gerektiğine inandığım zamanlarım oldu. Güçlü bir evlat güçlü bir eş olmam gerekti. Ama anne olmak en güçlü olmak demek. Zayıf olmaya zayıflık belirtisi göstermeye hakkın yok. Sanırım ondan susuyorum. İçime atarsam sıkıntıyı dile getirmezsem güçlü gözükürüm belki güçlü kalırım.

Ne kadar bunaldım Ya Rab. Ferahlık ver.

Bu ara oğluma Diş Buğdayı telaşındayım. Kafamı bir şeylerle meşgul etmeye çalışıyorum. Belki bebeğim için bir şey yapmak. İlerisi için güzel bir hatıra. Ama ona bile enerjim yok. Sağdan soldan destek arayıp bulamayınca daha çok içe batıyorum. Saçma sapan hallerdeyim yine Rabbim yar ve yardımcım olur inşallah

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Her çalışan anne aynı şeyi yaşar mı bilmiyorum ama ben çok zorlanıyorum. Sanki bebeğime haksızlık ediyormuşum gibi geliyor.

Onun iyiliği için bahanesine mi sarılıyorum acaba yoksa gerçekten onun iyiliği için mi çalışıyorum? Onun için iyi olan gerçekten bu mu? Ben bu kadar zorlanıp üzülürken, o dilsiz küçük kuzum ne hissediyor acaba?

Yarın öbür gün benim çocukluğumda çalıştın ama derse ne yaparım. Çalışan anne evladıyım bende. Tamam annem bize yetebildiğince yetti ama bu bize yetti mi? Çok karmaşığım üzgünüm. Rabbim sen işlerimizi yoluna koy bende oğlumla birlikte evimde olayım nolur.