20 Kasım 2013 Çarşamba

Anne oldum, anladım...

Evlenmek istediğimde karşı çıkardı annem, daha küçüksün biraz daha bekle derdi. 
İsyan ederdim, karşı gelirdim.
Meğer beni düşünürmüş annem. Evlilik zormuş, sorumlulukmuş , hasretmiş anneye babaya...
O'nun gözünde hala küçücük bebek olduğum için kaldıramayacağımı düşünürmüş ondanmış korkusu.. 'Anne oldum, anladım...
Anne olmak çok farklı bir şeymiş. Hep söylerlerdi. 
İnsan sonradan aşık olup bu kadar bağlanacağını bildiği bir varlığa ilk doğduğunda nasıl da korkuyla bakabiliyor. O'na bakamama korkusu, sorumluluk, ya bir şey olursa'lar...
Tüm bunlar bir nebze de olsa ilk doğduğunda bebeğini tam sevmeni engelliyor. En azından bu benim için öyleydi.
Ama şimdi; gözümü kapadığımda bile O'nun o güzel yüzü, gülüşü, minik elleri, ayakları canlanıyor hayalimde. Yanımdayken bile özlüyorum kokusunu. Bir kere öpmek yetmiyor.
Bir daha bir daha bir daha...Anne Olmak'. O'nun için endişe taşımaktır.
O'na bakarken ağlamaktır; mutluluktan, sevgiden, korkudan, O'na gelecek zarardan.
Tek bir gözyaşının içinde saklıdır tüm bunlar.
"Anne olunca anlarsın" derdi annem.
Anne oldum anlıyorum.

Ve annemi daha büyük bir aşkla, daha büyük bir hasretle seviyorum.
Hiç bir şeyin değeri kaybedilmeden, ya da ayrı kalınmadan bilinmiyormuş.
Bir şey daha var anne olmakla ilgili.
Anne olmak güçlü olmakmış, dayanıklı olmakmış, sabretmekmiş.
Annemin çocuklarından ayrı olduğunda nasıl yaşamaya çalıştığını düşündüğümde anladım.
Çocukların hayallerinde çizgi kahramanlar vardır ya.
Aslında en güçlü, en süper, en sihirli kahraman annemmiş...
Anne olunca anladım...

1 Kasım 2013 Cuma

İçimdeki Çorba

Uzuun zaman olmuş ellerim derdini anlatmayalı. Bende nedir bu içimde biriken diyordum. Bir kere alışınca yazmaya vücudun ihtiyacı haline geliyor sanırsam.

Bu ara her şeye tepkiliyim. Derdimi sıkıntımı dışarıya aktarabilen bir insan değilim. Dertleşmek nedir unuttum. İçimdekini olduğu gibi anlatamıyorum. Hep birileri anlasın diye bekliyorum. Ben dile getirmiyim ama anlaşılıyım. He he oldu.

Uzun zamandır yaşadım, bunaldım içimdeki denize attım. Ufak tefek uğraşlarla kendimde kalmaya çalıştım. Ama bu ara ekstra zor. Maneviyat eksikliğinden mi acaba zira bu ara hiç olmadığım kadar hayırsız bir kulum.

Ona da güç gerek karar gerek. Nefsim güçlü söz geçiremiyorum. Mumford and Sons dinliyorum (Rain down, rain down on me). Sözlerine kulak vermiyorum ama müziği ruh halimi yansıtıyor. İçimdeki fırtınayı anlatıyor sanki.

Kuzumu özledim. İşte bütün sorunlar orda başlıyor. İçimdeki dağlar kadar özlem, dağlar kadar pişmanlık. Yavrumdan geri kalma endişesi, korkusu. Akşamlarım gecelerim kokusunu içime çekmeme yetmiyor. Hafta sonları çok kısa kuzum çok güzel.

Bütün huzursuzluğun sebebi bu. Bağırmak çağırmak hüngür hüngür ağlamak istiyorum. Her şey daha kolay olsun istiyorum. Daha önce güçlü olmam gerektiğine inandığım zamanlarım oldu. Güçlü bir evlat güçlü bir eş olmam gerekti. Ama anne olmak en güçlü olmak demek. Zayıf olmaya zayıflık belirtisi göstermeye hakkın yok. Sanırım ondan susuyorum. İçime atarsam sıkıntıyı dile getirmezsem güçlü gözükürüm belki güçlü kalırım.

Ne kadar bunaldım Ya Rab. Ferahlık ver.

Bu ara oğluma Diş Buğdayı telaşındayım. Kafamı bir şeylerle meşgul etmeye çalışıyorum. Belki bebeğim için bir şey yapmak. İlerisi için güzel bir hatıra. Ama ona bile enerjim yok. Sağdan soldan destek arayıp bulamayınca daha çok içe batıyorum. Saçma sapan hallerdeyim yine Rabbim yar ve yardımcım olur inşallah