30 Nisan 2010 Cuma

Mındar Bu Mındar

Bu akşam uzaktan bir akrabamızın, benim küçüklükten beri cici anne diye bildiğim bir hatunun kızının nişanı var Saffet. Adet gereği de nişan bohçası getirildi dün akşam. Gergin ortamlardan kurtulmak amaçlı oraya gideyim dedim.

Gelin kızımız evliliği biraz takıntı yapmış durumdaydı. Halbuki yaşı da genç emme. Sıkıntıydı onun için, evlenememe korkusu vardı nedendir bilmem. Annesi babası ayrılmış bir ailenin çocuğu olduğunu düşünürsek evlilikten bucak bucak kaçacağını düşünürsün ama bu öyle değil. Severim kendisini Allah tamamına erdirsin. İki cihanda da eşiyle mutlu olmayı nasip etsin inşallah.

Bu ara psikolojim sürekli değişiyor. Hasta gibiyim, saf saf bakıyorum etrafa, söylenenlerin yarısını duymuyorum ve sürekli bir ruhsal bunalım içindeyim. Değişik bir şey istemiyorum. Değişiklikleri takip etmek istemiyorum. Monoton hayatımda yaşamak istiyorum ben aslında ama dün sırf bu ruh halinden kurtulmak için bohça açmaya gittim (ne demekse).

Kalabalık. Tanımadığım kalabalıklardan haz etmiyorum ben. Neyse uzatmayalım. Getirdikleri bohçaları açalım mı diye sordular. Ee açın dedik. Getirdikleri her bir eşyayı üstüne basa basa zikrettiler. Bu gelinin anasının patiği, bu gelinin danasının kuyruğu.... Saçma geldi Saffet gereksiz bir sahneydi. Enaniyet ve gösteriş dolu.

Daha bir sinirlendim. Ve eşimi arayıp beni almasını istedim. Sonra arabada eve dönerken fark ettim ki aslında ben bu heyecanları yaşamadığım için kızgındım. Belki kendime belki eşime belki ailelere bilmiyorum. Saçma geliyordu o zaman böyle şeyler. Boşuna masraf. E o kadar boşa harcayacak paramız da yoktu açıkçası Saffet. Ne benim ne eşimin tarafının. Kızmakta saçmaydı. Ama bugünlerdeki ruh halim buna sebep oldu.

Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş hesabı. Sanırım bu akşam o nişana gitmek istememin sebebi de bundan. Sanırım ben de adetlerin getirdiği her türlü şeyi yapmak isterdim. Bi daha mı evlensem ne yapsam.

Kötü bir psikolojiye sahibim bu günlerde. Kendimi yalnız hissediyorum. Ve mutsuz. Ne oluyor bana yaaaaaa.

Yine buhran dolu bir yazı oldu. Sorry Budy. Güzel bir tatile ihtiyacım var Saffet. Şöyle sorunlardan uzakta bir hafta. Kulağa güzel geliyor. Bu kadar çok sorun için henüz çok küçüğüm sanırım. Kaldırması zor oluyor.

Neyse aşarız Allah'ın izniyle. Neyse Görükürük Saffetcim. Pöpüldün.


26 Nisan 2010 Pazartesi

Mecburi

Az önceki yazıda Buddymden hiç söz etmemişim Saffet azar işittim. Geçen haftanın zor geçmesinin sebeplerinden biri de. Üst katta tek başıma kalmış olmam aslında. Buddym artık alt kat personeli oldu. Burada tek kalmak sıkıyor beni ne yalan söliim.

Kendisine itiraf etmiyordum ama özlüyorum ben budymi be. Buradayken iyi gülüyorduk, eğleniyorduk. Yetkili merciilere mi danışsak Budymi geri istiyorum :P

Kısa Ama Uzun

Nasıl başlayacağımı hatta ne yazacağımı bile bilmeden şeeettiğim bir yazıya daha hoş geldik.


Midem daralıyor Saffet. Ne zor geçti geçen hafta ya. Hiç bitmeyecek sandım ama bitti çok şükür. Her şey ufak ufak oturmaya başladı rayına. Ömrümden ömür gitti belki ama olsun düzeliyor ya sorunlar mühim değil.

Geçen haftadan bahsedeyim biraz Saffet. Üstünden zaman geçince sıkıntılar hakkında konuşmak kolaylaşıyor. Hiç istemediğim bir durumla karşı karşıya kaldım geçen hafta. Ailemin şiddetle karşı çıktığı bir sorun. Bir tarafta eşim ve ailesi vardı diğer tarafta annem, abim, ablam. Zor bir haftaydı Saffet. İki tarafı da idare etmeye çalışıp, arada kalmak kadar kötü bir şey olamaz sanmıyorum. Yine de Rabbım korusun beterinden diyorum ve şükrediyorum verdiği sabra, akıla.

Hafta içi mide krampları, gözyaşları içinde geçti. C. tesi günü sancım biraz hafifleyince, daha ddurrrr dişçi kontrolü geldi dedi takvimim bana. Evet dişçiden korkuyorum, sevmiyorum Saffet zorla değil ya. Ayaklarım geri geri gidiyo dişçiye giderken.
Neyse ki bu sefer yanımda bana eşlik edecek bir kurban buldum da ne korkması be ammaaan dişçiden korkulur mu çocuk muyum ben havasıyla gittim dişçiye.

Pazar sabahı çok kalabalık bir misafir grubunu ağırladım. Eşimin ailesiyle birlikte kahvaltı yaptık. Yorucu ama güzeldi.
Öğleden sonra gözüme gözüme batan mutfak halımı yıkadım. Savaşı ben kazandım Saffet. Üzerine yapışan (6 ayda nasıl olduğunu bilmediğim) lekeleri alt ettim. Üç saat sürdü savaşım ama olsun BEN KAZANDIM.

O kadar yorulduktan sonra süslendim, püslendim kocişimle arkadaşımın nikahına gittim. Sosyal bir kelebeğim ben Saffet biliyorsun. Nikahtan sonra araba kullanmak üzere sürücü yoluna gittim. Öyle bir enaniyettir ki bendeki trafiğe çıkmak istedim. Kocişim ve kardeşi (nikahtan sonra onu da aldık. Usta şoför kendisidir) de baktı sürücü yolunda hatam yok hadi bizi eve kadar sen götür dediler. Bir hevesliyim bir kendime güvenim geldi ki sorma Saffet. Neyse ışıkları ve en çok korktuğum yeri geçince daha da bir güven geldi bana. Ama köşeyi üçüncü vitesle dönünce direksiyonun kontrolünü kaybettim.

Az kaldı kaldırıma giriyordum ki kaynımcım el firenini çekti. Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde araba 180 derece dönüş yaptı. Allah'tan arkadaki araba benim hızlı döndüğümü, acemi olduğumu fark etmişte durmuş. Kimse bize çarpmadı, biz hiçbir yere çarpmadık.

E ucuz atlatınca da geriye bir önceki gün verdiğim sadaka için şükredip, nasıl show yaptığımın esprisini yapmak kaldı. Enteresan bir olaydı. Ama bu beni ehliyet almaktan vazgeçirmicek tabi ki Saffet. Kendime güvenim sarsılmadı. Rabbime bin şükür yolda çocuk yoktu. Yoksa bırak güven sarsılmasını vicdan azabından ölürdüm.

Dün evleneli tam tamına altı ay oldu. E yarı yılımızı Avatar'ın dvdsini alıp izleyerek kutlayalım dedik. Çekirdek çitleyip Avatar izledik. Pek bi romantiğiz canımm :D


Neyse Saffet böyle enteresan bi hafta geçirdim ben. Senin haftan nasıldı?

15 Nisan 2010 Perşembe

Hayırlı Cumalar

Naber okuyucu Hayırlı Cumalar. Beni unutma ellerini yaradana açtığında. Dualarda buluşalım inşallah öpüldün.

9 Nisan 2010 Cuma

Hayırlı Cumalar

Naber okuyucu nasılsın. Ben hiç iyi değilim. Az önce kız kardeşimle (misalle değil) kavga ettim. Ama anlatmak istediğimi sanmıyorum.

Bana dua et okuyucu. Mübarek cuma vaktinde. İhtiyacım var. Hayırlı Cumalar

3 Nisan 2010 Cumartesi

Of Adem Of

Kendini güçlü sanan aptallar çok fazla dünyada. Küçük gördüklerini ezmeye kalkan (çok afedersin okuyucu) öküz çok.

Ama öküzün trene bakmaktan görmediği bişey var. Mazlumun ahı kimsede kalmıyo. Yüce Rabbim izin vermiyo haklının hakkının yenmesine.

Şu iki gündür ne gıybet ettik be ya. Patronumuz yurt dışında bu günlerde. Eniştesine azıcık yetki bıraktı giderken. Bi insan yetkiyi bu kadar mı kötü kullanır. Her önüne gelene emrediyo. Her şeye bi kulp buluyo. Gıcık herif nolcak.

Böyle insanlardan nefret ediyorum. Bi de hak mak diye konuşuyo. Hacı adam böyle davranmamalı. KÖTÜ ÖRNEK. Rabbim onla uğraşmak için sabır versin bizlere. Zalimlere fırsat vermesin inşallah.

Öyle işte okuyucu azcık içimdekini dökiim dedim. Dinlediğin için teşkür. Hadi öpüldün. Dua et bana okuyucu şu ara çok ihtiyacım var.

2 Nisan 2010 Cuma

Pollyanna mı işte o benim!

Okuyucu naber. Benden de iyi iç güveysinden halliceyim en azından. Tadilat hala devam etmekte. Ama en azından kendi masamdayım. Bilgisayarım bozuk ama olsun Bırak'ın minik notebookundan çalışabiliyorum. Her yer pis ama olsun içim temiz.

Bırak kıl ama olsun benim Budym. Adem Abiyi hala öldürmek istiyorum ama olsun yapmıyorum. Yapcak çok iş var bilgisayarım yok ama olsun bi gün olur. Temizlik yapıyoruz yine pisletiyolar ama olsun onlarda insan.

Ha ha ha elektrikçiler gitti. İnşaatçılar bugün hiç gelmedi. Ay şirkette matkap sesi yok. Allah'ım ne kaa mesudum. Bu duyduğum huzur mu :P

Evet bildin okuyucu sonunda sıyırdım. Hadi gözün aydın. Gidiim de pis ama işçisiz şirketin tadına bakiim. Pöpüldün okuyucu. Seni seviyorum tikkat et kendine bana lazımsın

Şirketcek Depresyondayız Part Tu

Okuyucu ne haber iğrenç bir ortamdan mini minnacık bir bilgisayardan bildiriyorum. Tadilat tahmin ettiğin üzere bitmedi. Her an katil olup Ampulün tekini patlatabilirim. Sinir krizleri geçirmek üzereyim. Ağladım ağlayacağım sınırdayım.

Çok daraldım okuyucu bildiğin gibi değil. Budym de budylik görevini yapmıyo. Sürekli bunalımda. Çekilmez bir adam oldu okuyucu. Suratsız herif. Ona bakınca darlanıyorum okuyucu.

Eve gitmek istiyorum. Temizlik yapmak istiyorum resmen. Kendimi daha önce hiç bu kadar pis hissetmemiştim. Her yerde toz var. E benim üzerimde de haliyle. Elimi yüzüme süremiyorum. Gözlerimi oğuşturamıyorum. Öliiim ben.

Birimiz bunalımda, birimiz daralımda, birimizde andropozda. Şirketcek tedavi görmemiz gerekiyo. Ya da ustayı linç etmemiz. Oda tedavi sayılır sanırım. Pöf okuyucu pek bi sıkıldım. Temiz, rahat internetin keyfini çıkardığım günleri çok özledim. Özledim temizliğin kokusunu özledim.

Az önce pazarlamacımız Adem Abiye kıl olduk Budycek. Bu kıllığı atmak için Bırak'la kartvizitini yırttık. Çok eğlenceliydi. Tavsiye edebilirim. Neyse okuyucu hayden görüşürüz. Öptüm sizi Bırak’ın selamı var.