28 Aralık 2010 Salı

16:43
Eve gitmek için sabırsızlanıyorum.
16:44
Çikolatanın üzerine ayran iyi gitmiyo tavsiye etmem
16:45
Avon un yeni yıl kataloğundan bir adet yüzük aldım. Çok güselll.
16:46
14 dakika kaldı.....
16:48
Hadi iyi geceler şeker
10:30
Dün akşam arabamızı teslim ettik. Yenisi gelene kadar arabasızız (10 gün). Her ne kadar ilk alındığında beğenmemiş olsam da arabaya çok alışmıştım. Ufacık tefecik minicik duruyodu. En kötüsü de arabayı bırakıp dışarı çıktığımızda yağmur başladı. Arabasız ilk gün sonucu iki tane sucuk olmuş insan kişisi.
Annemgile yemeğe gidicek idik. İstanbul' da vesaitle bir yere gitmenin ne kadar zor olduğunu bildiği halde geç kaldığımız için bize çemkirmeyi kendine hak sayan Deryamisale sevgiler.

11:30
Sakız insanı neden acıktırır. Saat 12yi vurmadan acıkmam normal değil.

12:30
İşler çok yoğun ama içimdeki çalışmama isteği kadar değil. Yine de napıyoruz. Şükrediyoruz. İşi olmayanlarda var. (Pollyannamisal)

13:30
Bugün Budymin doğum günü ama çok afedersin eşşek sıpası ben işten çıkıcam diye tutturdu. Tuhaf bir havaya sahip şirket.Hayırlısı hangisi göremiyorum. Rabbim hayırlısını nasip etsin.
14:30
Patronumuzdan tavuk şiş. so yummy

15:00
Çalışmaya devam. Şöyle frambuazlı koca bir dilim pasta ne güzel olurdu:)

15:30
Yerine Ülker Antep Fıstıklı hiç yoktan iyidir:P


27 Aralık 2010 Pazartesi

28.12.2010






Yeni bir Happy Birthday' imiz var bugün. Sevgili Buddym Bırağefendi'nin doğum günü bugün. Şimdi hep birlikte en tiz sesimizle şarkımızı söyleyelim.

Haappy Birthday toooooo youuuuu
Haappy Birthday toooooo youuuuu
Haappy Birthday diir Buddy
Haappy Birthday toooooo youuuuu

İyi ki Doğdun Buddym benim. İyi ki varsın.





19 Aralık 2010 Pazar

Başlık-sız

Bu ara saçma sapan düşünceler, istekler içerisindeyim (ne demekse). Sıkıldım sürekli aynı şeyleri yaşamaktan. Değişiklik istiyorum. Ne konuda olduğu fark etmez.

Yeni bir elbise almak, gardrobumu değiştirmek yada kendimi ufak hediyelerle kandırmak istemiyorum. Komple değişiklik istiyorum.

Sanırım tatile ihtiyacım var....

14 Aralık 2010 Salı

14.12.2010

03:35
Nedense birden uyandım. Akvaryumun başındayım. Balıklardan biri daha yan yüzmeye başlamış. Neyi yanlış yaptığımızı anlamıyorum. Balıkların öleceği mi vardı yoksa sebebi biz miyiz? Üzgünüm...

09:00
İş yerindeyim. Sıkıldım. Ne yapsak bugün.

11:00
Sanıyorum az önce patronumun uçağı kalktı. Bir hafta yok Amerika yolcusu kalmadı...

12:30
Ne yesek bugün acaba...

14:25
Tavuk şiş yedik. Çok lezzetliydi. Kilo vermek isteyen birinin yiyeceği yemek değil evet ama hiç ekmek yemedim kendimi bunla avutabilirim sanırım...

15:34
How I Met Your Mother S6E11 i izleyeceğim...

16:00
Zoey'nin kocası (Kaptan) gerçekten ürkütücü bir adam. Deniz ayılarının zamanla deniz kızına dönüşebileceğine bende inanıyorum. Mantıklı. Güzel bölümdü. S6E12 hadi bakalım...

16:35
Hamile kalsaydım bunlar kadar delirir miydim acaba? Karnına kulaklığı monte etmesi orjinal bir fikirdi. Çok eğlenceliydi tavsiye ederim.

16:55
Kociş bugün beni almaya gelemiyor. Yeni aldığımız mp5 i test etme fırsatı. (Bardağın dolu tarafı :) )

17:45
Minibüsle yolculuk etmekten nefret ediyorum. Kendi halinde müzik dinleyen, dışarı izleyen, kimseyle alakası olayan bir bayana asılabilen sevgili erkeklerimize sesleniyorum. "İĞRENÇSİNİZ"

18:00
Tv mizi tamir için almaya gelmişler. Zahmet olmuş. Bir hafta tvsiziz bakalım ne kadar huzurlu geçecek.

18:35
Pelinmisal geliyor. Yan yüzen balık da pert. Ne oluyor bunlara anlamıyorum. Balıklardan bir diğerinin de solungaçları zarar görmüş. Yılan balıklarını alıp boğmak istiyorum...

18:45
Akvaryumun suyunun dinlendirilmiş olması yetmezmiş sanırım. İçme suyuyla doldurmaya karar verdik. Bakalım işe yarayacak mı?

20:45
Az önce Ekrem yeni yıkanmış halıma çay döktü. Kriz geçiriyorum sanırım.

21:35
Misafirlerimiz var...

22:00
Eşimin eniştesi kardeşimin şu an çalıştığı yerde eskiden müdür gibi birşeymiş. Bir saattir resmen esir aldı kardeşimi eskiden bahsediyor. Eşim ve ben öle izliyoruz sadece. Çok eğlenceli...

22:30
İnsanın kocasının eski iş yerindeki eski kırıklarından bahsetmesi karısı için nasıl bir durumdur acaba. Allah bildirmesin.

23:00
Kardeşimle vakit geçiremeden gitme vakti geldi. Böyle anlayışsız insanlara sinir oluyorum. Solungacı zarar gören balık yüzemiyor. Akvaryumun dibinde yatıyor öle nefes alıyor ama hareket yok. Üzülüyorum.

14.12.2010

02:45
Yaralı balığımız yüzüyor:)))) Temiz su iyi gelmiş anlaşılan. I'm happy now.






13.12.2010

16:45

Kitaptan uyarlanmış filmleri sevmiyorum pek. Kitapta ballandıra ballandıra anlatılan anlar filmi çekildiğinde iki dakikaya sığdırılıyor. Tamam anlıyorum harfi harfine çekilemez ancak biraz daha ayrıntılı çekilebileceğine inanıyorum. Harry Potter and Deathly Hallow filmini izledim az önce. Son kitap iki bölümde çekileceği için sevinmiştim yalnız filmi izlediğimde anladım kiboşa sevinmişim...

17:15
Çıkış saati geçince çalıştığın yeri ne kadar seversen sev zaman zor geçiyor. Eşimi bekliyorum...

17:40
Dün Eminönü'nden akvaryum balıkları aldık. Eşimin hepsi ölür bunlara bir şey olmaz dediği 4 balıktan 1 i ölmüş. Yastayım

19:31
Az önce bahsi geçen türden sadece 1,5 tane kaldı. 1i daha öldü. Diğeri yılan balığı tarafından saldırıya uğradığı için can çekişmekte :( ....

19:45
Halılarım geldi :)))) ...

21:18
Yaralı balık ortalıkta gözükmüyor. Yenmiş olması ihtimali çok yüksek. Üzülüyorum...

22:45
Gün sayısı 1, Ölü sayısı 3 :((( .

13 Aralık 2010 Pazartesi

Sinirden Ölür Mü İnsan?

Ben çok titiz sayılmam. Temizimdir ama titiz hiç olmamıştım. Düzen takıntısı evlendikten sonra oldu. Titiz bir kocaya sahibim. Onunla yaşaya yaşaya benimde gözüme batmaya başladı en ufak bir toz zerreciği.

Bir senelik evliyim henüz ama halılarım şimdiden beş sefer yıkandı. Açık renk alalım diye aklıma giren sevgili görümceme buradan sevgiler. Ve halımı kirleten çocuklarına.

Kurutacak yerimin olmaması ve ayaklarımı üşütmeyle azacak olan hastalığım sebebiyle ilk defa halılarımı halı yıkamacıya (adı her ne haltsa) verdim. Vermez olaydım.

Cumartesi günü uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımı davet ettim evime. İçlerinden birinin doğum günü geçen hafta içi bir gündü. Hazır toplanmışken onu da kutlayacaktık. Temiz olsun istedim halılarım, hata mı ettim.

Çarşamba günü verdim hala getirmediler. Bir de söz aldım en geç cumartesi sabah teslim edeceklerdi.

Cumartesi günü arayıp sordum neden getirmediklerini, dövmediği kaldı bir tek. Akşam getirilecekti bütün gün evde kaldım. Pazar günü sabah getireceklerdi getirmediler. Pazartesi çalışıyorum getiremezsiniz diye not bıraktım.

Az önce aradılar ve halıları getireceklerini haber verdiler. Evde değilim akşam getirebilir misiniz dedim. Benim keyfime göre iş yapamazlarmış!!!

Takdiri sana bırakıyorum Okuyucu. Ne söyleyebilirim. Söylenebilecek bir şey var mıdır? Rica ediyorum biri beni aydınlatsın, Neremde sorun var?

Son olarak halı yıkamacıdaki sevgili abiye sesleniyorum. Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın. Benden bu kadar....


6 Aralık 2010 Pazartesi

MİMLENMEDEN MİMLENDİK

Kıskanç biri olduğumu söylememe gerek yok zaten tüm dünyanın bildiği bir şey bu. Biri büyükmisali mimlemiş. Konusu da pek bir ilginç, "Garip Alışkanlıklar" :)
Baktım kimse beni mimlemiyo. Bende okurken biricik Budyme dedim ki hadi bizde senin garip taraflarını yazalım. Sığdırabildiğimizi yazcaz. Çünkü malum kendisinin en belirgin özelliği TEMBELLİK tir o yazamaz.

  • Yumurtanın beyaz tarafını yemezmiş. Çırpılırsa BELKİ. (Hıh bana zeytin yemiyorum diye laf söyleyene de bakın).
  • Evde kimse olmasa bile banyoya girerken muhakkak kapıyı kitlermiş!
  • Söz konusu iş ise erteleyebildiği kadar ertelermiş. (Ben şahidim)
  • Evde bir çok kalem, kitap ve defter olmasına karşın birine bile elini sürmezmiş. (Yeni aldığı kitabın ne zaman biteceğini merak ediyorum. Bekleyelim görelim)
  • Eğer eğlence söz konusuysa, uykusuzluğa günlerce dayanırmış. (Yalnız işe geldiği zamanlar akşama kadar ayılamaz.)
  • Ne zaman kitap okumaya başlasa, uykusu gelip uyurmuş.
  • Dağınık ama asla pis değilmiş.
Başka bir mimlenmeden mimlenmede görüşmek dileğiyle. Si yaa


11 Kasım 2010 Perşembe

Mimmmmmm

Okumayıcı Naber;

22 buçuk yıllık hayatımda ilk defa mimlendim (Oturaklı Uçarı'm öpüldün.). Bide sanki çok mühim bir şeymiş gibi heyecanlandım.
Konu; Kitaplığınızın karşısına geçip, gözlerinizi kapayıp, elinize rastgele aldığınız kitabın elli beşinci sayfasındaki herhangi paragrafı yayınlamak.

Karşısına geçip, gözlerimi kapatıp, kitap seçebileceğim bir kütüphanem olmadığından (evet yok ne olmuş), paragrafımı şu an okumakta olduğum, Markus Zusak 'ın Kitap Hırsızı kitabının
elli beşinci sayfasından seçmek istedim.
Yalnız sanırım en talihsiz bloger benim ki; kitabımın elli beşinci sayfası boş :) Ama yine de
mim kurallarına karşı gelmeyip seçtiğim paragrafı yazmak istiyorum.

" "

Bu paragraf beni çok etkiledi :) Bahtsız bedeviliğimi burda da ispatladığıma göre şimdi birini
mimleyebilirim.

Ben tembelliğiyle ün yapmış, Buddy'm olan Bırakmisali mimlemek istiyorum. Hadi bakalım
Bırakefendi söz senin.


MİM KURALLARI

1 Mimlenenler, mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
2 Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
3 Mim, yalnızca üç kişiye gönderilebilir.
4 Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
5 Mim her blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
6 Mim kurallarının ilk altı maddesi değiştirilemez :)






28 Ekim 2010 Perşembe

Kındım Seni


Bana fotoğraflarımı gönderme vaadinde bulunup göndermeyen Deryamisale iki çift lafım var.

Hovarda ol dedikte o kadar demedik. Kendine gel pliss. (Bir Çift)

Seni çok pis kınadım. Haberin olsun. (İki Çift)

Bir de şarkı hedaye ediyorum kendisine;

Kendine gel kendine, Dönde bir bak haline, Fotolarımı göndermemişsin!!! Kıl oldum abi....

27 Ekim 2010 Çarşamba

Garfield Buddy

Bir insan Garfield e bu kadar mı benzer :) Tembellik, ifade, huy hepsi aynı. Buddym benim senin için :P








26 Ekim 2010 Salı

25.10.2010

Tam bir yıl oldu ben evleneli ama sanki yaşım iki üç yaş arttı. Bu iyi bir şey aslında evlilikte olgun olmak çok işe yarıyor. Olgunlaştığımı söylemeyecek kadar olgunlaşmamışım ama hala :)

İçimde hala bir çocuk var. Hadi gel saklambaç oynayalım diye çekiştiriyor elimden. Zor zapt ediyorum inan bana okuyucu :) Neyse mevzu bu değil.

Evliliğim bir yaşında şimdi. Yeni alıştım ailemden ayrı kalmaya da eşime de. Ama alıştım sonuçta. Kolay olacağını düşünmemiştim zaten ama bu kadar zorlu olmasını da beklemiyordum açıkçası :)

İyisiyle kötüsüyle bir sene bitti. Rabbım eşimle birlikte nice mutlu, huzurlu, sağlıklı seneler geçirebilmeyi nasip etsin inşallah.

Öyle işte paylaşayım dedim.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Ne dedim sana ben


Eşimin Ekrem adında bir yeğeni var okumayıcı (ÜSTTE:P). Kocamın kopyası sanki. Boşuna dememişler kız halaya erkek dayıya diye. Bazen onunla dışarı çıkıyoruz bana yaşın küçük kaç yaşında evlendin de bunu doğurdun diyorlar. O derece yani.

Müthiş sevimli benim olsa bu kadar sever miydim bilmiyorum.

Geçen gün iş yerinden bir arkadaşım bir akrabasının hacdan getirdiği yüzüklerden birini bana hediye etti. Minicik serçe parmağıma girmiyor bile. Paşama hediye ettim onu. Kendisine bir şey alındığında nasıl seviniyor anlatamam. Müthiş bir heyecanla taktık parmağımıza yüzüğü.

Sürekli gözünün önünde kontrol ediyor acaba hala duruyor mu diye. Dayısına gösterip hava atıyor. "Ebru ablam sana almamış benim. seni sevmicek" diyor. Beni çok fazla kıskanıyor. Dayısı yanıma otursun kıyametleri koparıyor. "Sen git!" diyor dayısına "Benim kocam sen git!":) Diyorlar ki yengen o senin. Yok kocam diyor :)

Her hareketi; yürümesi, oturması, kalkması konuşurken yada kızdığında yüzünün aldığı şekil aynı eşim. Belki de ondan o kadar çok benimsiyorum bilmiyorum. Henüz 2,5 yaşında ve ben neredeyse doğduğundan beri onunlayım.

Annesinin aksine her istediğini yapmam. Bir yaramazlık yaptığında kızarım hatta. Ama o da beni seviyor:) Dün ilk defa bana anne dedi.

Tamam annesi için çok hoş bir duygu olmayacağını biliyorum ama benim için yeni bir şeydi. Tarif edilemez. O an alıp onu içime sokasım geldi resmen.

Sanırım her kadın ne kadar istemiyorum da dese bir bebeği olsun ister. Dün ilk defa benim de bir oğlum olsun dedim. Yaşım anne olmak için küçük kabul ama Rabbimin benim için tayin ettiği zamanda anne olmaya hazırım :)

Paylaşayım dedim:))

18 Ekim 2010 Pazartesi

Bazen herkesten her şeyden sıkılıyorum. Sessiz sakin bir adada tek başıma yaşasaydım acaba nasıl olurdu diye düşünüyorum. Sorumluluk yoook bir şey yoook. Bilmem ki mutlu olur muydum.

15 Ekim 2010 Cuma

Alın şu Adem'i hayatımdan

Acaba şu adamı öldürsem kaç yıl yerim diye düşünürken buldunuz mu kendinizi hiç? Az önce gözlerim daldı. Kafamda hikaye yazıyorum.
Çekmiş vurmuşum bu dellendiğim anlardan birinde. Mahkemem olmuş hapse girmişim. Kendime gelmeden önceki son karem de sevgili kocişim hapishanede beni ziyarete gelmiş, merak etme bunu da atlatıcaz diyodu.

Artık korkuyorum kendimden her an elimi Adem e bulayabilirim.

13 Ekim 2010 Çarşamba

Hapi börtdey tu yuuuuuu



Birlikte nice 30 lu yaşlara bebek. 30'un sana huzur,sağlık, bereket, hayırlı (eğer hayırlısı varsa) bir eş ve bebiş getirmesi dileğiylen. Seni Seviyom

9 Ekim 2010 Cumartesi

Ve evet ben de döndüm. Devrik cümlelerimlen buradayım yeniden. Sevinç Çığlıklarını duyabiliyorum okumayıcı. Bende seni özledim.

8 Ekim 2010 Cuma

Buzz Gibi Hava

Bugün abimin nişanı var okumayıcı. Taaaa Adapazarı'nda İstanbul'da kız kalmamış çünkü. Hava buz gibi nişanın olacağı yerin tavanı var ama sadece tavanı var. Dört tarafı açık.

Muhtemelen zatürre olcaz. Pazartesi çalışmıycaz yupppy:)

Hakkını helal et okumayıcı hayırlısıyla çıkarız inşallah bu akşamdan.

6 Ağustos 2010 Cuma

Can sıkıntısı öldürür mü acep insanı. Ne zamandır müthiş bir tembellik var üzerimde. Nasıl geçicek bilmiyorum. Sağlık problemlerim yeniden cee dedi. Müthiş sancılar içerisindeyim bu hafta. Rabbim şifa verir inşallah.

Tatilden geldiğimden beri toparlamaya çalıştığım işlerim sonunda toparlandı. Gerçi ondan da haberin yoktu dimi Saffet. Ben kocişimlen tatile gittim geçen ay bugünlerde. Geldiğimden beri bu hafta rahat bir nefes almıştım ki onda da sağlıksızım. İşlerimin çok yoğun olmasını yeğlerdim. Belki kendimi dinlemeye vaktim olmadığı için çıkmıyordu şimdiye kadar.
Çok canım acıyor Saffet. Sesimi çıkarmadan ah bile demeden atlatayım istiyorum ama malesef nazik in teki olduğum içün olabilemiyor. İki gündür işe geliyorum iki üç saat sonra eve götürülüyorum. Ve müthiş kötü hissediyorum kendimi. İnsanlar etrafımda panikleyince daha çok ağrım oluyor sanki. Kendime kalsam iki zırlayınca geçiyo ama. Sağ olsunlar çok iyi iş arkadaşlarım var.

Az önce Buddymle araba kullandık. Ben müthiş sürerim ama abisinin arabası işe yaramaz olduğu için biraz zorlandım :P

Yapmam gereken şeyler var. Sabrım yok. Rabbim içime ferahlık versin. Çok sorumsuz bir kulum artık. Sorumluluğu yeniden ele almayı nasip etsin inşallah.

Öyle işte Saffet hayat devam ediyor acısı tatlısı ağrısıyla. Sen nasılsın. Okuyucu nerde?


29 Haziran 2010 Salı

29/06/2010

13:30
İki gündür işsizlikten kıvranıyorum. Chatleşmekten nefret ediyorum. Facebooka sadece oyun oynamak için giriyorum ama ondan da sıkıldım. İşlerimin hepsi bitti. How I Met Your Mother i izlemek istiyorum ama vicdan azabı duyuyorum. İş saatleri içerisinde böyle bir şey yapmak kötü.


15:15
How I Met izliyorum :)


17:45
Az önce Ted'in Barney'e Robin hakkında ders verdiği bölümü izledim. Diziye katıldığından beri How I MetYour Mother'ın motherinin Robin olmasını diliyorum. Bu bölümde de aynı şeyi düşündüm. Yakışıyorlar birbirlerine be.

P.S. Where is vicdan azabı???


18:25

Bugün tam 1 sezon How I Met İzledim :) Nasıl akşam oldu anlamadım :) Vakit öldürmeye birebir :( Kafamı kaldırmadan çalışacağım bir işim olsun isterdim. Birazdan eve gidiyorum gün sıkılmadan bitti evet ama Vicdan azabı is here now :()

15 Haziran 2010 Salı

So Close


Bu ara çok değişik ruh halleri içerisindeyim. Hastalıkla boğuşuyorum bir süredir. Kendimi büyük bir boşluğun içerisinde hissediyorum. Bırak 'ın dediği gibi çatacak yer arıyorum bulamazsam ağlıyorum.

Çekilmez bir insan oldum resmen. Sürekli duygusalım. Ağladım ağlıcam vaziyetteyim. Ama neden bilmiyorum. Şöyle güzel bir film izleyesim var. Misal Enchanted Yaklaşık beş sefer izlemişimdir ama hala izleyesim var.

Fantastik filmleri severim ben. Bayılırım hatta. Bu filmde fantastik ve komedi aslında ama ben bu filmi her izleyişimde ağlıyorum :) Özellikle sonlardaki dans sahnesini defalarca izlerim :)


Sebebini bilmediğim bir şey kaplıyor içimi her izleyişimde. Anormal olan ben miyim yoksa başka bu şekilde hisseden de var mı?


Benim de saçım var :)

Dedim ki benim ne eksiğim var eminim saçlarım çok daha gürdür, kel değil. El attım bende değiştirdim şablonu. Çok şeker şeyler gördüm kurcalarkene pek bir eğlendim.
İlk deryamisal de gördüm değiştirmiş şeklini şemailini. Pardon görmedim bir bildirge aldım bunla ilgili. Fikrim danışıldı belirttim :P Ben olmasaydım olmazdı o tasarım bi kerem hey gidi hey hıh. :P

Neyse kendisiyle fikir danışıklığı yapınca bende mi acaba dedim ama sonra tembellik etmeye karar verdiydim. Sonra bu sabah sevgili Oturaklı Uçarının bloğundaki şeker şeyleri görünce hadi dedim, bende:)

İlk önce civcikler çekti canım amma ve-lakin kendisilerini (bi rivayete göre) ekranım küçük olduğundan göremediğimden vazcaydım. Ben görebilemedikten sonra ne anlamı var civciklerin dimi ama. Sonra bunda karar kıldım. Canlı canlı insanın bakası geliyor dimi :)

Öyle işte bu ara hiç yazasım da yok zaten. Zar zor çiziktirdim bunu da e hadi bi süre daha idare ediver Saffet öpüyorum seni.

P.S. Sacid devriklerim devrik kalsın plis:)

25 Mayıs 2010 Salı

Episode Lost

Senelerce süren eziyet sonunda bitti. Çok uzun yıllardır devam ediyormuş gibi hissediyorum nedense. Her seferinde sinir bozucu bir dizi olduğunu söylesem de sonuna kadar izledim Lost u. Bitmesi de üzdü sanırım.

Dizi ilk başladığı gibi Jack ' ın gözünden bitti güzel bir sahneydi. Güzel bir bölümdü. Ama cevapsız çok fazla soru var, hayal gücüne bırakılan. Hayal gücü geniş olmayan biri olduğum için böyle belirsizlikleri sevmiyorum.

Kardeşlerimle beraber zar zor izlemiş olmama ve o kadar açık kapıya rağmen çok beğendim son bölümü. Çok hoş sahneleri vardı. Her birinin adayı hatırlama şekilleri (özellikle Sawyer-Juliet, Charlie-Claire) çok duygusal sahnelerdi. Sonuna kadar (flash sideways) fsw nin gerçek olmadığını anlamadık. Christian Shephard sağ olsun; keçi inadına sahip, anıları hatırladıkça hafızasında geri geri iten, can çıkar huy çıkmaz sözünü doğrulayan oğlu Jack e anlatırken aydınlandık.

Efennim meğersem fsw onların ölümden sonra ışığı görene kadar arada takılı kaldıkları bölümmüş. Bazı yorumlar adanın da gerçek olmadığı yönünde ama ben adanın gerçek olduğuna inanıyorum. C. Shephard bazıları senden çok sonra öldüler. Ama adada yaşadıkların hayatınızın dönüm noktası olduğu, adadaki insanlar senin için çok önemli olduğu için onlarla haşr olcan dedi bir nevi :)

Jack bir önceki bölümde Jacob olmuştu ama bu bölümde Jacob'luğu Hugo'ya teslim etti. Ve Radyoaktif Desmond'un adanın tıpasını çıkardığı yere tıpayı yeniden takmaya gitti.

Bir tek Jack'ın ölümünü gördük bu bölümde. Ama sebebi radyoaktif etki değil BS Locke un onu ölmeden önce bıçaklaması idi. Neden tıpayı takarken ölmediğini anlamadım açıkçası. O da mı radyoaktif bilmem neye dayanıklıymış. Zira Jacob olduğundan olamaz çünkü o sıra Jacob luğu Hugo'ya devretmişti pis suyla:) (Benim kafam da bu cümle gibi karıştı işte:P)

Jack in ışığın ordan dönmediğini gören Hugo ben şimdi ne yapacam dedi. Ben ise; en iyi yaptığın şeyi yap insanlarla ilgilen dedi. Hugo da Jacob olarak Benjamin Linus' u Richard ilan etti. (Ay bu adama mülayimlik hiç yakışmıyor!)

Belirtmeliyim ki Charlie yi tekrar göstermeleri benim için son bölümün en güzel özelliğiydi. Seni özliycez Charlie aman pardon Lost.


21 Mayıs 2010 Cuma

Beş kilo versem bide biskrem versem:D

Naber okuyucu ben hiç iyi değilim. Bu sabah kilo vermek amaçlı az yemeğe başladım. Bütün sabah nesfit in gevreklerinden başka bir tek elma yedim. Açlıktan kıvrandım ama yılmadım.

Sonra öğlen cuma vakti misafirlerim geldi. Onlar için sipariş verdim mecburen kendim için de tabi. Neyse Adana söyledik bir güzel de yedik.

Benim az yeme olayı neye döndü bilmiyorum ama o vicdan azabı sebebiyle mideme kramplar girdi. Ve yediklerimin hepsini çıkarttım. Midem ve bünyem mahvolmuş olabilirdi evet ama en azından vicdanım kıvrıldı bir taraflarını devirip uyudu.

Şu an açlıktan ölmek üzere olduğumu boş versek bile midemde müthiş bir sancı, başımda şiddetli bir ağrı var. Vücudum resmen az yemeye isyan ediyor. Pöff ya ne zor zayıflamaya çalışmak ama başaramamak :( İncecik olduğum zamanları çok özlüyorum. Nerede o günler. İncelmek istiyorum okuyucu sülün gibi dolaşmak istiyorum ortalarda. Mimkinse beş kilo versem alır mısın?



1 Mayıs 2010 Cumartesi

???

Mumdan kanatlı bir adam vardı ya ne oldu ona????

Geçti sorun yok

Naber okuyucu; Ben iyiyim.

Dün baktım da hiçte mındar değildi nişan. O gürültüyü yaşayınca. Sonlara doğru başıma ağrı vurunca, kocişiminde yüzündeki ifadeyi görünce iyiki biz böyle şeyler yapmadık dedim. Tehlike geçti yani.

Korkma yani Saffetim hala normalim:P

30 Nisan 2010 Cuma

Mındar Bu Mındar

Bu akşam uzaktan bir akrabamızın, benim küçüklükten beri cici anne diye bildiğim bir hatunun kızının nişanı var Saffet. Adet gereği de nişan bohçası getirildi dün akşam. Gergin ortamlardan kurtulmak amaçlı oraya gideyim dedim.

Gelin kızımız evliliği biraz takıntı yapmış durumdaydı. Halbuki yaşı da genç emme. Sıkıntıydı onun için, evlenememe korkusu vardı nedendir bilmem. Annesi babası ayrılmış bir ailenin çocuğu olduğunu düşünürsek evlilikten bucak bucak kaçacağını düşünürsün ama bu öyle değil. Severim kendisini Allah tamamına erdirsin. İki cihanda da eşiyle mutlu olmayı nasip etsin inşallah.

Bu ara psikolojim sürekli değişiyor. Hasta gibiyim, saf saf bakıyorum etrafa, söylenenlerin yarısını duymuyorum ve sürekli bir ruhsal bunalım içindeyim. Değişik bir şey istemiyorum. Değişiklikleri takip etmek istemiyorum. Monoton hayatımda yaşamak istiyorum ben aslında ama dün sırf bu ruh halinden kurtulmak için bohça açmaya gittim (ne demekse).

Kalabalık. Tanımadığım kalabalıklardan haz etmiyorum ben. Neyse uzatmayalım. Getirdikleri bohçaları açalım mı diye sordular. Ee açın dedik. Getirdikleri her bir eşyayı üstüne basa basa zikrettiler. Bu gelinin anasının patiği, bu gelinin danasının kuyruğu.... Saçma geldi Saffet gereksiz bir sahneydi. Enaniyet ve gösteriş dolu.

Daha bir sinirlendim. Ve eşimi arayıp beni almasını istedim. Sonra arabada eve dönerken fark ettim ki aslında ben bu heyecanları yaşamadığım için kızgındım. Belki kendime belki eşime belki ailelere bilmiyorum. Saçma geliyordu o zaman böyle şeyler. Boşuna masraf. E o kadar boşa harcayacak paramız da yoktu açıkçası Saffet. Ne benim ne eşimin tarafının. Kızmakta saçmaydı. Ama bugünlerdeki ruh halim buna sebep oldu.

Kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş hesabı. Sanırım bu akşam o nişana gitmek istememin sebebi de bundan. Sanırım ben de adetlerin getirdiği her türlü şeyi yapmak isterdim. Bi daha mı evlensem ne yapsam.

Kötü bir psikolojiye sahibim bu günlerde. Kendimi yalnız hissediyorum. Ve mutsuz. Ne oluyor bana yaaaaaa.

Yine buhran dolu bir yazı oldu. Sorry Budy. Güzel bir tatile ihtiyacım var Saffet. Şöyle sorunlardan uzakta bir hafta. Kulağa güzel geliyor. Bu kadar çok sorun için henüz çok küçüğüm sanırım. Kaldırması zor oluyor.

Neyse aşarız Allah'ın izniyle. Neyse Görükürük Saffetcim. Pöpüldün.


26 Nisan 2010 Pazartesi

Mecburi

Az önceki yazıda Buddymden hiç söz etmemişim Saffet azar işittim. Geçen haftanın zor geçmesinin sebeplerinden biri de. Üst katta tek başıma kalmış olmam aslında. Buddym artık alt kat personeli oldu. Burada tek kalmak sıkıyor beni ne yalan söliim.

Kendisine itiraf etmiyordum ama özlüyorum ben budymi be. Buradayken iyi gülüyorduk, eğleniyorduk. Yetkili merciilere mi danışsak Budymi geri istiyorum :P

Kısa Ama Uzun

Nasıl başlayacağımı hatta ne yazacağımı bile bilmeden şeeettiğim bir yazıya daha hoş geldik.


Midem daralıyor Saffet. Ne zor geçti geçen hafta ya. Hiç bitmeyecek sandım ama bitti çok şükür. Her şey ufak ufak oturmaya başladı rayına. Ömrümden ömür gitti belki ama olsun düzeliyor ya sorunlar mühim değil.

Geçen haftadan bahsedeyim biraz Saffet. Üstünden zaman geçince sıkıntılar hakkında konuşmak kolaylaşıyor. Hiç istemediğim bir durumla karşı karşıya kaldım geçen hafta. Ailemin şiddetle karşı çıktığı bir sorun. Bir tarafta eşim ve ailesi vardı diğer tarafta annem, abim, ablam. Zor bir haftaydı Saffet. İki tarafı da idare etmeye çalışıp, arada kalmak kadar kötü bir şey olamaz sanmıyorum. Yine de Rabbım korusun beterinden diyorum ve şükrediyorum verdiği sabra, akıla.

Hafta içi mide krampları, gözyaşları içinde geçti. C. tesi günü sancım biraz hafifleyince, daha ddurrrr dişçi kontrolü geldi dedi takvimim bana. Evet dişçiden korkuyorum, sevmiyorum Saffet zorla değil ya. Ayaklarım geri geri gidiyo dişçiye giderken.
Neyse ki bu sefer yanımda bana eşlik edecek bir kurban buldum da ne korkması be ammaaan dişçiden korkulur mu çocuk muyum ben havasıyla gittim dişçiye.

Pazar sabahı çok kalabalık bir misafir grubunu ağırladım. Eşimin ailesiyle birlikte kahvaltı yaptık. Yorucu ama güzeldi.
Öğleden sonra gözüme gözüme batan mutfak halımı yıkadım. Savaşı ben kazandım Saffet. Üzerine yapışan (6 ayda nasıl olduğunu bilmediğim) lekeleri alt ettim. Üç saat sürdü savaşım ama olsun BEN KAZANDIM.

O kadar yorulduktan sonra süslendim, püslendim kocişimle arkadaşımın nikahına gittim. Sosyal bir kelebeğim ben Saffet biliyorsun. Nikahtan sonra araba kullanmak üzere sürücü yoluna gittim. Öyle bir enaniyettir ki bendeki trafiğe çıkmak istedim. Kocişim ve kardeşi (nikahtan sonra onu da aldık. Usta şoför kendisidir) de baktı sürücü yolunda hatam yok hadi bizi eve kadar sen götür dediler. Bir hevesliyim bir kendime güvenim geldi ki sorma Saffet. Neyse ışıkları ve en çok korktuğum yeri geçince daha da bir güven geldi bana. Ama köşeyi üçüncü vitesle dönünce direksiyonun kontrolünü kaybettim.

Az kaldı kaldırıma giriyordum ki kaynımcım el firenini çekti. Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde araba 180 derece dönüş yaptı. Allah'tan arkadaki araba benim hızlı döndüğümü, acemi olduğumu fark etmişte durmuş. Kimse bize çarpmadı, biz hiçbir yere çarpmadık.

E ucuz atlatınca da geriye bir önceki gün verdiğim sadaka için şükredip, nasıl show yaptığımın esprisini yapmak kaldı. Enteresan bir olaydı. Ama bu beni ehliyet almaktan vazgeçirmicek tabi ki Saffet. Kendime güvenim sarsılmadı. Rabbime bin şükür yolda çocuk yoktu. Yoksa bırak güven sarsılmasını vicdan azabından ölürdüm.

Dün evleneli tam tamına altı ay oldu. E yarı yılımızı Avatar'ın dvdsini alıp izleyerek kutlayalım dedik. Çekirdek çitleyip Avatar izledik. Pek bi romantiğiz canımm :D


Neyse Saffet böyle enteresan bi hafta geçirdim ben. Senin haftan nasıldı?

15 Nisan 2010 Perşembe

Hayırlı Cumalar

Naber okuyucu Hayırlı Cumalar. Beni unutma ellerini yaradana açtığında. Dualarda buluşalım inşallah öpüldün.

9 Nisan 2010 Cuma

Hayırlı Cumalar

Naber okuyucu nasılsın. Ben hiç iyi değilim. Az önce kız kardeşimle (misalle değil) kavga ettim. Ama anlatmak istediğimi sanmıyorum.

Bana dua et okuyucu. Mübarek cuma vaktinde. İhtiyacım var. Hayırlı Cumalar

3 Nisan 2010 Cumartesi

Of Adem Of

Kendini güçlü sanan aptallar çok fazla dünyada. Küçük gördüklerini ezmeye kalkan (çok afedersin okuyucu) öküz çok.

Ama öküzün trene bakmaktan görmediği bişey var. Mazlumun ahı kimsede kalmıyo. Yüce Rabbim izin vermiyo haklının hakkının yenmesine.

Şu iki gündür ne gıybet ettik be ya. Patronumuz yurt dışında bu günlerde. Eniştesine azıcık yetki bıraktı giderken. Bi insan yetkiyi bu kadar mı kötü kullanır. Her önüne gelene emrediyo. Her şeye bi kulp buluyo. Gıcık herif nolcak.

Böyle insanlardan nefret ediyorum. Bi de hak mak diye konuşuyo. Hacı adam böyle davranmamalı. KÖTÜ ÖRNEK. Rabbim onla uğraşmak için sabır versin bizlere. Zalimlere fırsat vermesin inşallah.

Öyle işte okuyucu azcık içimdekini dökiim dedim. Dinlediğin için teşkür. Hadi öpüldün. Dua et bana okuyucu şu ara çok ihtiyacım var.

2 Nisan 2010 Cuma

Pollyanna mı işte o benim!

Okuyucu naber. Benden de iyi iç güveysinden halliceyim en azından. Tadilat hala devam etmekte. Ama en azından kendi masamdayım. Bilgisayarım bozuk ama olsun Bırak'ın minik notebookundan çalışabiliyorum. Her yer pis ama olsun içim temiz.

Bırak kıl ama olsun benim Budym. Adem Abiyi hala öldürmek istiyorum ama olsun yapmıyorum. Yapcak çok iş var bilgisayarım yok ama olsun bi gün olur. Temizlik yapıyoruz yine pisletiyolar ama olsun onlarda insan.

Ha ha ha elektrikçiler gitti. İnşaatçılar bugün hiç gelmedi. Ay şirkette matkap sesi yok. Allah'ım ne kaa mesudum. Bu duyduğum huzur mu :P

Evet bildin okuyucu sonunda sıyırdım. Hadi gözün aydın. Gidiim de pis ama işçisiz şirketin tadına bakiim. Pöpüldün okuyucu. Seni seviyorum tikkat et kendine bana lazımsın

Şirketcek Depresyondayız Part Tu

Okuyucu ne haber iğrenç bir ortamdan mini minnacık bir bilgisayardan bildiriyorum. Tadilat tahmin ettiğin üzere bitmedi. Her an katil olup Ampulün tekini patlatabilirim. Sinir krizleri geçirmek üzereyim. Ağladım ağlayacağım sınırdayım.

Çok daraldım okuyucu bildiğin gibi değil. Budym de budylik görevini yapmıyo. Sürekli bunalımda. Çekilmez bir adam oldu okuyucu. Suratsız herif. Ona bakınca darlanıyorum okuyucu.

Eve gitmek istiyorum. Temizlik yapmak istiyorum resmen. Kendimi daha önce hiç bu kadar pis hissetmemiştim. Her yerde toz var. E benim üzerimde de haliyle. Elimi yüzüme süremiyorum. Gözlerimi oğuşturamıyorum. Öliiim ben.

Birimiz bunalımda, birimiz daralımda, birimizde andropozda. Şirketcek tedavi görmemiz gerekiyo. Ya da ustayı linç etmemiz. Oda tedavi sayılır sanırım. Pöf okuyucu pek bi sıkıldım. Temiz, rahat internetin keyfini çıkardığım günleri çok özledim. Özledim temizliğin kokusunu özledim.

Az önce pazarlamacımız Adem Abiye kıl olduk Budycek. Bu kıllığı atmak için Bırak'la kartvizitini yırttık. Çok eğlenceliydi. Tavsiye edebilirim. Neyse okuyucu hayden görüşürüz. Öptüm sizi Bırak’ın selamı var.

30 Mart 2010 Salı

Depresyondayız Şirketcek

Okuyucu naber selamin aleykim

Tadilat sebebiyle toz dolu bi işyerinden bildiriyorum. Geçen hafta bitmesi gerekiyodu sözde tadilatın. Ama Bırak'ın deyimiyle AMPUL bi ustamız olduğu için önümüzdeki hafta bitmesi bile şüpheli. Adam beş dakika çalışıo, yirmi dakika telefonla konuşuyo, sonraki yarım saat ortadan kayboluyo.

Sıkıldım burda yerimden uzakta sığıntı gibi köşede bi masada çalışmaya çalışıyorum. Ne kaaaa zor bilemezsin okuyucu. Her yer kireç elimi hiç bi yere sürmek istemiyorum. Masama, bilgisayara dokunamıyorum. Sinirden ağlıcam o haldeyim.

Bide Bırak'la uğraşıyorum. Psikolojik daralıma girmiş bazı sebeplerden ötürü. Suratı beş karıştan daha aşşada. O neşeli şen şakrak adam gitti yerine uyuz, gıcık bi adam geldi. Zaten bunalıyorum suratına baktıkça daha da psikolojim bozuluyo. Suratsız ne olcak.

Bide faremiz var. Pisliği keçi pisliği kadar. Farenin boyutunu var sen düşün. Ödüm kopuyo bi yerden karşımıza çıkacak diye. Hayvan da düzeninden oldu anlıyorum onada yazık ama zaten şurda duygusal daralım yaşamaktayım bana daha yazık.

Ay ne çok yazıklı cümle kurdum. Bana yazık. Bırak'a da yazık. Fareye de yazık. Saffet'e de yazık onlada ilgilenemedim. Oy oy sana da yazık okuyucu benden mahrum kaldın.

Amaaan iyice daraldım. Neyse okuyucu görükürük sona. İnşallah temiz bi ofisten bildiririm bi dahaki sefere. Haydin öpüldün. Si yaa

24 Mart 2010 Çarşamba

Hastayım hiç kimse bilmiyooorrrrrr

S.A okuyucu naber. Ben hiç iyi değilim. Çok pis hastayım. Boğazlarım acıyo, başım çatlıcak gibi ağrıyo. Sabah zor çıktım yataktan.

İş kolik misin nesin git evinde yat dinlen diyebilirsin okuyucu. Hayır sayılmam. Sadece evde yatılarak iyileşilebileceğine inanmıyorum. Hele bide eve gittiğinde sana çorba yapcak. Seni nazlıcak biri yoksa hiç gerek yok. Burda masamda sürünmeyi tercih ederim.

En azından burda Bırak var vakit geçer. Sağolsun bana limonlu su yaptı getirdi. İnsanın budysinin olması güzel bişey. Bugün nasıl geçicek bilmiyorum kafamı doğru tutamıyorum. Bırak'a göre gereksiz kahramanlık yapıorum. Git evinde dinlen diyo. Onun özlemini duyduğu şey:D Benim yerime sen git buddy ben sen dinlenirsen iyileşirim:P

Kafam bi dünya okuyucu uğulduyo kulaklarım. Neyse hasta hasta yeter bukaaa. Hadi bana eyvallah okuyucu. Tikkat et kendine.


Pies; Şarkıyı nasıl buldun okuyucu. Bırak insanın içine gereksiz bir huzur doldurduğunu düşünüyo. Ama o ne anlar dimi

22 Mart 2010 Pazartesi

=P =) =( =D =S

Selaamin aleykim:D

Nasıl bir rehavet çöktü üstüme anlatamam Saffet. Hiç çalışasım yok. Sadece yatıp uyumak istiyorum. Geçen hafta hiç bitmicekmiş gibiydi. Hafta sonu çabuk bitti. Ne çabuk pazartesi oldu yaaa.

Çalışmak istemiyorum, gezmek istiyorum, temiz hava almak istiyorum. Can sıkıntısından Facebook da şehir oluşturuyorum düşün yani. Gerçi güzel oldu evlerim. Apartmanlarım, müzelerim, bankalarım var.

İnsanoğlu-kızı yeterki zamanı öldürmek istesin gözü kör olasıca şeytan anında bahane çıkarıyo. Ya canım sıkıldı bi kitap okiiim dediimde bişey çıkarıyo karşıma. Gerçi bu tür cümleleri çok kurmuyorum ama olsun kurduğumda oluo, gülme Saffet!!:P

Canımın canı sıkkın bu aralar. Ama kardeşim ben sana göre davranamam ki. Sıkılırsan sıkıl. Birazdan uğraşcak bişi bulursun nasıl olsa. Hiç olmadı Bırak'a sararsın. En büyük eğlencem. Yada o birazdan gelir zaten "Budddy ben çok sıkıldım". Bende buddy inan bana bende.

Buddym şu an iş başvuruları yapıo YİNE. Alt katta tadilat var. Merdiven altı boş. Etekte giymişim bugün aşağıda inemiyorum. Poffffff. Gerçi Bırak sağolsun kahve su ne istesem getiriyo. Canım benim canım canım.

Sıkıldım be Saffet hadi gidip eğlencek bişiler bulalım. Nuray'a sataşalım. Ama sen gelme Saffet nişanlısı arıza çıkarabilir. Sende git Sacit'in buloğunu sabote et :P

Ama naaapsın Sacit abisi canı sıkılmış. Hade ben gidiyorum Saffet sana kolay gelsin.


Okuyucu naber. Bırak'ın sana selamı var.



Pies; bugün Lost S6B8 i seyrettim bu diziyi toparlayabilcekler mi? Yada toparlayacaklar mı? İyice kafam karıştı.

18 Mart 2010 Perşembe

HAPPY BIRTHDAY TO ME





Happy Birthday To ME!


<<===Solda görmüş olduğunuz beyaz çikolata sürüsü sevgili buddym Bırak'ın bana doğum günü hediyesi. Thanks Bırak.


Sağda görmüş ==>>
olduğunuz da Satılmış Saffet'in hediyesi. Herşeyin çakma be Saffet. İnsan sahicisini getirir:P

17 Mart 2010 Çarşamba

Bazen ellerim klavyenin üzerinde dans etmek ister ama kafamda onları dans ettircek müziği duyamam. Bazende kafamda müzik çalar ama ellerimin dans etmeye hali olmaz.Bugün ikinci bazeni yaşamaktayım. Anlatıcak bi konum var ama ellerim pasif ve tembel. Ama kısaca geçiyim üstünden...

Yarın benim doğum günüm okuyucu. Ama bu sene kutlamalarımın çoğunu erkenden aldım. Arkadaşlarım facebooktan bana mesajlar atıyo. Tabi bu ezbere bilmeyenlerin yaptığı işlem. Bilenler o günün perşembeye geldiğini biliyo ve umuyorum ki o günü bekliyolar:P

Dün akşamüstü eşimle hafif bi tartışma yaşadık. Ben alışverişe gitmek istedim o istemedi falan. E tabi konu durmadı başka yerlere kaydı. Sürekli sırıtık dolaşması mesela sinirime dokundu dün akşam. Ne bileyim süprizleri varmış beni evde tutması gerekiyomuş. Özür dilerim kocacım.

Neyse okuyucu ailem ve arkadaşlarım bana doğum günü süprizi yaptılar. İki gün erken geldi. Hakkattem süprüz oldu. Güzel bi duygu okuyucu sende bilirsin. Paylaşmak istedim. Ve teşekkür etmek tabiiii. Teşekkür ederim misalderya bitek sen burdasın çünkü:P

Neyse hevessiz ellerimden bu kadar beni özleyin anacım

16 Mart 2010 Salı


Bırak bana yine küstü. Şaşırmadın biliyorum Saffet ama ne yapiim. Ne yaptığımı çok net hatırlamıyorum. Bişey yapmışım belli ama demek ki beni bilir alınmaz demişim ki üstünde durmamışım.


Bugün burası çok sessiz. Bırak'ın konuşmamasının çok büyük payı var muhtemelen. Tamam her ne kadar kendi kendime konuşabilme potansiyelim çok çok yüksek olsa da iş yerinde böyle şeylere dikkat ediyorum okuyucu.


Bugün sürekli resimlerimle uğraştım. Evlenmeden önce, düğünde, sonrasında çekildiğim resimlerle. Nedense resimlerle uğraşmak beni rahatlatıyo okuyucu. Aklımı komple meşgul edebiliyo bu da çoğu zaman çok işe yarıyo.


Canım çok sıkılıyo ne yapacağımı bilmiyorum hiç. Manevi eksiklik var sanırım, görevimi tam anlamıyla yapmıyorum. Çok fazla şey istiyorum ama isteklerim gerçekleşsin diye uğraşmıyorum. Boş boş yaşıyorum bu ara. Yaşlandım mı ne! Hiç enerjim yok.


Eğlenceli bişiler mi yapsak Saffet. Al iki at kap gel. At koşalım bloglarda. Açılın blog alemi biz geliyoz. Beyaz atlı bir Misal görürsen korkma O BENİM....

11 Mart 2010 Perşembe

Yılın Yazısı

Üşenmedik Satılmış Saffet ve ben yılın yazısını seçtik okuyucu. Eğer şirkette sevgili patroncuğumuz olmasaydı, kahkahalarla saatlerce gülerdik. Saffet te benle aynı fikirdeydi, Bırak da. E bizde sizle paylaşalım dedik.

ALINTIDIR;

""İradeli insan; kuruyemişçinin önünden geçerken "şişt yavru, accık badem şekeri al da yiyek" diyen iç sesi susturup, yerine çekilmiş keten tohumu alandır.

İradesiz insan;Hazır aşureyi şişesinden kaşıkla yeyip, üzerindeki kullanım talimatını bitirdikten sonra okuyan ve "sulandırcakmışız ya la!" deyu bilinç atlaması yaşayandır

PS: İkincisi 'şuursuz insan' olarak da bilinir. ""

Sevgili Deryamisali ödülünü almak için buraya davet ediyoruz.(ALKIŞ)

ÖDÜL : Bi kavanoz sulandırılmış aşure (malum kendisi sulandıramıyor), bi adet kaşık ve accık üzerine çekilmiş keten tohumu sepilmiş badem şekeri :P

Ay Anam Dişim

Ben on parmak klavye kullanma özürlüyüm okuyucu. Yok yok öyleyim ısrar etme. Görmüyorum ki klavyeyi nasıl yazayım. Klavye azıcık daha büyük olsa belki. Ama bu klavye bana cık uymuyo. Allah beş parmağıma zeval vermesin. Bende devrik devrik yazmaya devam edeyim, anlaşalım.

Son iki gündür diş ağrısı çekiyorum okuyucu. Kabir azabına denktir derler. Rabbim kimseye kabir azabı çektirmesin. Işıl ışıl, nurlu nurlu kabirlerimiz olsun inşallah.

Ben dişçilerden çok korkarım biliyo muydun? Yani tamam aslında iğneden korkarım. Çocukluğu boyunca her kış, her gün iğne yemiş biri olarak alışkın olmam gerekli. Ama yok, iğne görünce bacaklarım uyuşuyo hala.

Gerçi o zaman her iğneden sonra bir meyve suyu ve bisküvi veriyolardı. İki zırlayıp sonra bisküviyi görünce susuyodum. Şimdi iğneyi yediğinle kalıyosun. Büyümek kötü şey azizim. Halbuseki iğne yapcaz ama bak sonra bu pastayı yicen deseler kaçtane iğne olurum gönüllü olarak haberleri yok.

Sevgili Dişçim Civanım Ömer Faruk müthiş matrak bi adam ve zamanında anlaşmıştık iğne yok diye. Gidince ilk işim kendimi hatırlatmak olucak inan bana.

Kendisine ilk (yine aynı dişim için) gittiğimde ilaç püskürtmek için şırınga kullanacaktı. Arkası dönüktü bana, hızlı bi şekilde döndü ve dı-nı-nı-nııı dedi. Elinde şırınga!!! Sonra yok yok korkma iğne değil diye rahatlattı beni, ben elimdeki bardağı kafasına fırlatmadan önce.

Güzel işti. Yarın tek başıma dişçiye gidebilecek olmamın sebebi (benle gelicek kimse olmaması dışında) ondan korkmamamdır :P

İnsanın bi uzvu rahatsız olunca, diğer yerlerde sanki alarm çalmış gibi rahatsızlanıyolar. Neden dişim ağrırken, karnımda ağrır yada başım sana ne oldu.

Yaşlandım ben okuyucu. Kabul et artık. Bırak haklı sanırım evlenince on yaş ekledim yaşıma. Deryoş senden büyüküm he heyt. Neyse byte okuyucu Ebrumisal gider. Kendine iyi davran.


P.S =====> Satılmış Saffet boyun altında kalsın nerelerdesin????

3 Mart 2010 Çarşamba

birakburakyaaa.blogspot.com

Selam everybody. Yeni bi arkadaş var aramızda bilin bakalım kim? Yeah doru bildiniz Bırak. Kendisine yeni bi blog açtık. Artık sizlere ordan seslencek. Hayırlı, uğurlu, bol yorumlu yazıları olmasını diliyorum.

Hadi bakalım bekleyelim görelim inş. Şurdan http://birakburakyaaa.blogspot.com ulaşabilirsiniz bloga. Haydin byte.

Benim Neyim Eksik

Duydunuz mu Deryamisalin hayali arkadaşı varmış Necati. Asistanıymışşş. Bende kendime bi hayali arkadaş buldum adını da Saffet koydum :P E malum Bırak'ı küstürdük. Hoş geldin Saffet sefa getirdin şekerim. Papucunu dama attım okuyucu ordan alabilirsin.

Saffet is here now:P
Haydi Saffet'e merhaba diyelim hep birlikte bir ki üç...

2 Mart 2010 Salı

Bırak Bırak yaaaaa ;P


Geçen gün Ömercik'le ilgili şeyler yazıp bi de resmini koyunca bloğa Bırak pek bi içerledi. Böyle buddylik mi olur. Bi kere bana böle bi şey yazdın mı? Budddylerin yüz karası felan dedi. Etkilendim mi sence? Evet doğru bildin zerre kadar etkilenmedim okuyucu. Aferin sana.


Bugün deli bi ruh içerisinde Bırak. Sürekli benle uğraştı. Benle ilgilenmiyosun, sen nasıl buddysin (Evet bu fiks lafı :P) şeklinde. Oysa ben Lostta lostmuştum haberi yoktu. Kendisi dördüncü sezondan itibaren izlemediği için bana eşlik edemedi. Ama sor üzüldüm mü? Nahin üzülmedim. Üzülmeli miydim???


Şu an Bırak bana küstü. Bugün bu üçüncü sanırım. Ay ben pek bi ihmal etmişim Buddymi yazık ona canım canım... Ama elden ne gelir okuyucu. Sovyırı izleyebilecekken, onun Culyet için yas tutmasını izleyemek (upsss) varken nasıl onla ilgilenebilirdim. Sorarım sana okuyucu. İnsan azıcık anlayışlı olur dimi ama. Yok zerre kadar yok.


Neyse öyle işte okuyucu. Ben yazıya son vermek istiyorum şiddetle. Zira çıkış saatimiz geldi. Eve gidip ayaklarımı uzatıp The Proposal'ı izlemek, izlerken çekirdek çitletmek istiyorum.


Öyle işte okuyucu hepicüğünüze hayırlı akşamlar diliyor. Mısralarıma burada son veriyorum. Çok üzüldün biliyorum. Ama üzülme yine gelcem. Haydin kendine iyi davran okuyucu. PÖPTÜMMMM..... Si yaaa.


P.S. Az önce dördüncü defa küstü bana Bırak. Yazıyı yayınlamadan görmek istedi. Ama hayırrrrr deyip monitörün üzerine ağır çekimle gittim ve onu sakladım:P Uzun lafın kısası göstermedim okuyucu. Sizle beraber görcek oda heheyt heheyt....


I'm lost

Az evvel Lost'un 6. sezonunun il beş bölümünü izledim. Ve hiçbirşey anlamadım. Her bölümle daha da karmaşıklaşıyor sanki.

1 Mart 2010 Pazartesi

Az önce bi video izledim. Adi herifin biri ıstakozu kesiyo ama ağır ağır, canlı canlı. Hayvanın debelenmesine hiç aldırmadan. Bela okudum resmen Rabbim nasıl biliyosa öyle yapsın.

Koysunlar ellerini öne parmaklarından birini koparalım. Zevkle koparırım o videoyu gördükten sonra. Onun canını acıtmayı önemsemeden parçalayan ellerini keserim gözümü kırpmadan. Öyle sinirlendim. Keselim bakalım ne demekmiş canlı canlı kesilmek. Hayvanı ortadan ikiye bölüyo ve de öldürme zatmetine katlanmadan.

Istakozu kolay öldürmenin yolu bıçağı iki gözü arasına saplamakmış. Mevlam kulum bari yiceksin hayvan acı çekmesin bak kolay yolu var demiş. Ama yok herifçioğlu atsın ıstakozu suya canlı canlı haşlasın, atsın ızgaraya canlı canlı pişirsin. Bağırttıra bağırttıra. Neymiş tadı kaçarmış.

Bazen tiksiniyorum insanlardan. Ne Allah'tan korkmaz, vicdansız insanlar var. Sen nasıl o hayvana kıyarsın bir parça et için. Yazıklar olsun size. Bu kadar insanız işte...

Bon Appetit :P


Hi, Dear reader. What's up. I'm fine today. I feel beauty and cute. And happy of course. Thank's to yesterday.

Dün sabah kocacimle güzel zaman geçirdik. Uzata uzata kahvaltımızı yaptık. Sonra süslendik dışarı çıktık. Bana araba kullanmayı öğretiyo kocacim, sürüş alanına gittik :P BENCE iyiydim okuyucu. Bir mercedese çarpıyo olmamı ve az daha kamyon altında kalacak olmamı saymazsak. Ama genelde iyiydim :P Müthiş panik yapan bi kocam var okuyucu. Yaptığım hataların %50 si onun paniği sebebiyle. Amann çukur, amannn araba, amannnn viraj, Amaaannnnn KAMYONN...

Söyler misin bana ben böyle nasıl araba kullanabilirim. Arabayı birinci vitesten ikinci vitese geçirirken hoplatıyomuşum. Belki arabanın canı hoplamak istiyo dimi ama. Mahrum mu etseydim arabacığı bu zevkten. En son on dakikada tam olarak nasıl yapılması geretiğini söyledi. Debriyajı ortaladığında, gaza hafif hafif basmaya başla. E be kocacim baştan desene :D

Neyse çiğnenmeden, ölmeden, yaralanmadan döndük. Dönerken pasta aldık. Sonra film izlemek amaçlı gelen sis lerimle yedik afiyetle.

Öğleden sona sözleşmiş idik büyük sis. ile ufak olanı da ben aradım hadi koş gel deyi. Berabercek film izledik. Şıklar arasında başrollerini Sandra Bullock ve Ryan Reynolds'ın paylaştığı The Proposal, saçma sapan bi filmmiş gibi duran ama büyük sis.'in güzelmiş dediği film olan Princess ve de kazanan film olan Julie and Julia vardı.

(Zaten Princess filminin cdsi sis.ler eve gidince kırılmış, kendileri tarafından zevkle. Öyle saçmaymış okuyu)

Like I said we choosed Julie and Julia. Meryl Streep ve Amy Adams oynuyo başrollerinde. Amy Adams'ı Enchanted isimli filmde izlemiştim ilk kez. Çok sevimli bi kadın kendisi bana göre. Meryl Streep ise Meryl Streep zaten :P

Meryl Streep (Julia), günümüzden (filmde günümüz) 50 yıl öncesinde ilk olarak Paris'te ve daha sonra pek çok şehirde yaşamak zorunda kalan, bulundukları yere bir türlü uyum sağlayamayan ama çok fazla iyimser ve kocasına müthiş bağlı bir kadın. Yapacak bi işi, meşgalesi olmayan, sıradan ev kadını olmak istemeyen ve bi uğraş bulmak için çabalayan bir kadın. Çok büyük bi gayret gösterip yemek kitabı yazmayı başarmış ve tüm dünya tarafından tanınan biri olmuş.

Amy Adams (Julie), günümüzde yaşayan sıradan bir kadın. Başladığı hiç bi işi bitirememiş biri. En iyi yaptığı iş üzerine bi blog açmayı ve hergün oraya yazmayı planlıyo o ve kocası. Blog açılıyo ve başlıo. Amacı Julia Child'ın yemek kitabındaki 524 tarifi 365 günde bitirmek. Ve her bir deneyimi bloga kaydetmek. http://blogs.salon.com/0001399/

Filmde bir Julia'nın çabasını, bir Julie'nin çabasını görüyorsunuz. Julie yemek yaparken bende mi yapsam dedim. Çok eğlenceli gözüküyodu. Her ne kadar güzel yapamasam da yemek yapmayı severim ben.

Velhasılkelam tavsiye ederim okuyucu. Istakozları pişirme sahnesi hariç diğer her sahnesi eğlenceliydi.

Hafta içi birgün de sis.lerle yeniden birleşip What dreams may come ı izlemek istiyorum nasipse. Hade bu kaa yeter.

Bon Appetit :P

27 Şubat 2010 Cumartesi


Selam okuyucu; naber. Dua ettin mi bana Kandil'de. Bende toplucanak bütün müslüman alemine dua ettim. Sende içine girmişsindir inşallah.


Bugün Cımartesi. Cımartesileri normalde çok severim. Yarım gündür bi kere sevilmicek gibi mi. Ama bugün bütün gün okuyucu. Bugün ayın son iş günü olduğu için bilanço hazırlayacağız. Ama sevgili patronumuzun katılması gereken bi konferans var. İkiden önce gelemeyecek. E bizde bekleyeceğiz mecburen Bırak'la.


Dünden temizliğimi yaptım. Bu akşam için yemeğimi yaptım. Cımartesi sabahları biz kahvaltı yapıyoz şirketcek. (Eski bi gelenekti, yeniden başladı) Onun için kek yaptım. Tamam çok beğenmediler ama ben yaptım. Kendi sorunları. Bugün çok iş yaptım okuyucu. E şimdi yazı da yazıyorum. Aferim bana... Di mi?????


Bugün için planlarım vardı aslında okuyucu. Arkadaşlarımla görüşecektim. Özlemiştim kendilerini ama kısmet değilmiş. Yarın içinde planlarım var onlar iptal olmaz inş. Yarın Allah kısmet eder ise, büyükmisalle şarloku izlicez evde. Ondan sona da What dreams may come ı. Tabi geldiyse.


Canım sıkılıyo okuyucu. Sabahtan beri Ajda Pekkan çalıyo. Çıldırmak üzereyim. Ben bi zamanlar severdim Ajda Pekkan'ı. Kendisinden soğudum. Resmen gidip kafasına sıkmak istedim bugün. Dört sefer Sevgili Bırak'a 'Neden Ajda Pekkan dinliyoruz???' diye sordum. Anlamasını bekledim, anlamadı okuyucu. Bazı insanların jetonları köşeli oluyo. Direk sölemek gerekiyo. En son Bırak ne olur bırak şu Ajda Pekkan'ı dedim =) Haketti ama ben suçlu değilim.


Çalışasım yok bugün. Eve gidesim de yok. Gitsem yapacak işim de yok, sıkılırım. Gezmek, dolaşmak istiyorum. Bugünün tatil olduğunun idrakına varmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum. Az önce büyükmisali aradım. 'Sekiz dakika içinde çıkıyorum' dedi nispet yapar gibi. Sorduk sanki. Onun da kafasına sıkmak istedim.


Bugün psikopat bi ruh hali içerisindeyim. Elimden al silahları okuyucu, her an bi çılgınlık yapabilirim.


Bugün bi adet Ömer bize eşlik ediyo. (Şirketten bi abinin oğlu) Bizimle pek muhattap olduğu söylenemez. Daha çok kendi kendine konuşuyo. Bişey sorarsan lütfen cevap veriyo. Oda psikolojik yani :) Şu an bi resim çiziyo tahtaya Ömer. Resim bile bunalmış. Parçalı bulutlu bi havası var. Ama evi güzel çizmiş. Ağaçları da pek bi kömik. Kendi çapında eğleniyo Ömer. Laptopun üzerine meyvesuyu dökmüş, çalışmıyomuş umrunda değil :D


Son olarak burdan binbir zorlukla yaptığım keki beğenmeme terbiyesizliğini gösteren Bırak'a teesüf ediyorum.


Seni seviyorum okuyucu (Bırak hariç) dikkat et kendine.....










25 Şubat 2010 Perşembe

Hayırlı Kandiller Millet

Seviyorum Kandilleri dedi Bırak. Bütün gün hadi yazı yazalım deyip durdu. Ama eminim pek bi katkısı olmicak bu yazıya. Yaşadım, tecrübeliyim okuyucu, onu küçük görmemle alakası yok:P Birazdan sıkılıp gitcek biliyorum. Bunu bile bile tamam dedim ve başladık yazıya, Allah utandırmasın....
Tek katkısı beni eleştirmek olcak eminim. Devrik cümlelerimi kaldırcak (ismi lazım değil) biri gibi :P Bi fikir beklemekteyim 'şunu yazalım' yada 'sıradaki cümlemiz şu olsun' gibi. Yok, şimdide kızdı. O karşımda otururken bunları yazsaydım arkasından konuşmuş olurdum okuyucu. Gözünün önünde söylüyorum kötü kişi oluyorum. Ne yapcem ben. Bide demogoji yapıyo. 'yaz yaz gitsin kurtuliim da yaz' diye... Baskı altındayım okuyucu. Kafasını sallayıp duruyo sence bu iyi bişey mi? Hayır yazık deme ona okuyucu, değil.
Bu günlerde canım ingilizce konuşmak istiyo. Ben bu cümleyi kurunca sanmaki müthiş ingilizce konuşurum. Kendi çapımda eğlenmek istiyorum. İngilizce konuşmaya çalışmak, saçmalamak istiyorum okuyucu. Ama bu ara Bırak benle ingilizce konuşmuyo. Nedendir bilinmez. Evde sürekli Let's talk in English diyen bi Deryamisal'de yok artık. E ne yapiim bende kendi kendime şarkı söylüyorum. Sonra o şarkıyı Türkçeye çeviriyorum kafamdan. Biri duyarsa deli demesin diye sessiz yapıyorum bu işi okuyucu. Hayır demeleri bişey değil de tuhaf bakınca insanlar bende tuhaf olup onlara aynı şekilde bakıyorum. Korkuyolar sona:P Sanki tek anormal benim. Bırak'da anormal, Deryamisal'de çok normal sayılmaz, Sacit is Sacit, Zeynep is kırık. Bak, çok var gördün mü? Yaşasın yanlız değiliz okuyucu :D

Yine Bırak'ın tepemde dikildiği ama zerre kadar yardım etmediği bi yazının daha sonuna gelmiş bulunuyorum okuyucu. Tek başına olunca, e bi de zorla oturduysan blokun başına; aklına hiçbişey gelmiyo....

Kandilin Mübarek Olsun, demeden gitmiyim okuyucu. Hayırlı kandiller. Ellerinizi Yaradana açıp duaya başladığınız da, bu Ebru kardeşinizi de dualarınıza eklerseniz mutlu, mesut oluruz. Bırak'ı da tabi.







23 Şubat 2010 Salı

Çok Konuşma Ebrumisal

Boş boğazlık kötü şey okuyucu. Susmalıyım hiç konuşmamalıyım. Biri ağzımı bantlayabilir mi? Yada dilimi kesin.

Deryamisal şak şak şak

Slm okumayıcı ;
Evet okuyucu okumuyosun. Benim yazılarımı artık manyak diye işaretlemiyosun. Yorum yapmıyosun. Ben daha nöriim. Yazı yazasım yok senin yüzünden.
Burak dün iş görüşmesine gitti. İlaç mimessili olcekmiş. Çorba sattırmışlar çocukcaza. Ama satmış aferim buddy benim budyymdende bu beklenirdi. Bi alkış rica ediyorum Bırakmisale:P
Canım sıkılıyo okumayıcı. Hayat tuhaf be ya. İnsan ne başına ne geleceğini bilebiliyo. Ne de ne isteyeceğini.
Yazmak anlatmak isteyipte anlatamayacağım şey ne ka çok. Onu farkettim. Önceden anlatamayacağım hiçbişeyim yoktu. Farkettim ki evlenince çok şey değişmiş. Çok yakındakilerde yok şimdi. Tuhaf. Hayat tuhaf ben daha tuhaf. Bırak ise en tuhafı. Bazen psikolojik manyak olduğunu düşünüyorum ne yalan söliim. Bazense hiçbişey düşünmüyorum :P
Şöyle güzel yorum yapılabilitesi güzel bi yazı okumak istiyorum ama istemiyorum da aynı zamanda. Ben gidip bi öliiim okumayıcı. Balık yiyesim var zaten. Ölcem mi ne. Hadi görüşürüz okumayıcı..........

20 Şubat 2010 Cumartesi

Bende T.C. Vatandaşıyım

Selam okuyucu, naber. Bende iyiyim. Bugün çok zinde kalktım yataktan. Evimi son kez gözden geçirdim bi aksaklık bi dağınıklık var mı diye. Yoktu. (Misafir gelcekte okuyucu, ona hazırlık yaptım)

Sona üzerimi giyindim. Süslendim ve çıktım evden. Mutlu mesut şekilde işe geldim. Çabuk geçti bugün okuyucu yarım gün olması sebebiylen olabilir. Burdan çıkıp alışveriş yapasım var. Yolda işe gidip gelirken önünden geçtiğimiz mağazaların birinde bir palto gördüm. Ve gördüğüm günden beri aklımdan çıkmıyo. Misafirimin gelecek olması sebebiyle bu haftada benim olması mümkün değil.

Neyse konuyu dağıtmayalım. Yakınmak istediğim bir mevzuu var. Ben evlendikten sonra nüfus cüzdanımı değiştirmedim okuyucu. Tembellik de, ihmal de, ne dersen de değiştirmedim işte.
Bugün sırf meraktan acaba kayıtlarda hangi soyadım yazıyo diye TC Kimlik no doğrulama diye bişeyden araştırma yaptım. (Duyanda köklü bir araştırma yaptım sancak). Neyse ismini köyünü bilmem ne ni yazıp doğrulama yapıosun. Ama sevgili nüfus müd. kayıtları benim bilgilerimle uyuşan bir şahıs bulamadı.
Sinirlendim birden nüfus müdürlüğünü aradım. Telefonlarımı bile açmadılar:( Ne kocamın köyü ne babamın köyü beni kabul etmemiş mi demek oluyo şimdi bu. Şimdi ben ortada mı kaldım. Burdan Bağcılar Nüfus Müdürlüğüne sesleniyorum... Bende TC vatandaşıyım benide alsanıza kayıtlarınıza....

17 Şubat 2010 Çarşamba

Selam Okuyucu! İt's Burak:))))

Blogu ele geçirmiş bulunmaktayım can sıkıntısı işte. o bahsi gecen sürekli gıcıklık yapan, ebrumisal ile uğrasan, Aşık olup kafa ütüleyen , kısacası uyuzluk yapan şahsiyet benim, Aslında o kadar gıcık kapılacak biri değilimdir sanki... sadece bu ara kafam bozuk ve etrafımda kime nazım geciyosa onlara biraz fazla yükleniyrum... 2 yerden iş görüşmesine cağırdılar karasızlıktan ölecem sanki... artık taşları yerine oturtma zamanı( Her Konuda). yeter ülennn diyesim geliyo bazen herseye, aslında başka şeyler demek geciyo ama şu an burda bunları söylersem Sevgili iş arkadasım beni paralar:)) (ne güzelmiş len buraya yazmak)... neyse çenem düştü... uzun lafın kısası; Değerli Ebrumisal okuyucuları....sağlıcakla kalın ablamisal bi bomba bekliyoruz artık yeter...oldu o zmn hadi grşrz...( bi blogda ben mi açsam:))
Taciz ediliyorum okuyucu. Elinde BENİM törpümle beni taciz ediyo. Koluma batırıyo, canımı acıtıyo. Oda yetmiyo CİRO İPTAL kaşeMİ alıp elime Ciro İptal yazısı basıyo. Kim olduğunu tahmin edebildin mi okuyucu Evet Burak. İnsan kendi kaşesi ve törpüsüyle işgence görer mi. Yazık değil mi bana sorarım size

16 Şubat 2010 Salı

Bugün aramızda yeni bir arkadaş var. Adı Nuray. Kendisi için bi alkış alalım. Bi HAY deyin!! Daha dün başladı işe. Bugün dünkü ürkekliğinden eser yok pek. Eğlenceli bir arkadaşa benziyo ama....
Hele Bırak'ın da beni terkedeceğini düşünüverirsek can yoldaşım olabilir diyebilirim. Üzülüyorum sanırım okuyucu biz Bırak' lan pek bi eğleniveriyoz. İşten çok muhabbet ama olsun. Gün çabuk geçiyo, matrak oluyo, güzel oluyo. Kendime yeni yoldaşlar, yeni Buddy ler bulmalıyım okuyucu. Belki yine sana dönerim belli de olmaz.
Üzgünüm Bırak ama ilaç mümessili olcam die Buddyni yarı yolda bırakan sensin. Burdan sıradaki HIH ı sana göndermek istiyorum.
Canım yazı yazmakda istemiyo aslında. Başıma dikildi yine ne yazıyorum diye bakıyo. Hayır ben yayınlayınca oku dimi. Beni de geriyo tepemde. Bide sessiz sakin izlese, okusa canıma minnet riidır. Bugün hasta hissediyorum kendimi dicem. Bence yazma onu diyo. cık cık cık dediğini duyabiliyorum okuyucu. Sende duydun mu Bırak. Gitse mi ne:D
Ay ne onla oluyo ne onsuz okuyucu. Dengesiz bi ruh hali içerisindeyim zaten bugün. O ruh hali hareketlerime yansıyo az önce merdivenlerden yuvarlanıyodum. Tamam daha çok sakarlığım yüzündendi. Gözündende bişey kaçsın okuyucu.

Neyse bu kaa geyik yeter. see ya tımorrov ay hop. ay lav ya riidır. mis mi:P
Bana hergün en az iki kez dönüp yeni bişey var mı diye soran Bırak 'a sesleniyorum.....

Bırak Yeni Yazı YOKKKKK....:P

15 Şubat 2010 Pazartesi

14 Şubat mı Oda Ne???

Dün on dört şubattı malumunuz okuyucu:P

Valentine dün ölmüş yazık ona. İnsancıklar o öldü diye bugünü sevgililerine hedaye almakla geçireceklerine adama bi fatiha okusalardı belki de adam cennete giderdi.

Dün sabah kocamlan evden çıktık kahvaltıdan sona. Özel bişey yapma niyetinde değildim zaten ama pazardı arabamız yeni gelmişti gezmeliydik tozmalıydık. Bi iki saat takıldık. Sonra ben bile sıkıldım okuyucu. Yaşlandık heralde. Burak müjde kabul ettim böcüğüm ölmüş. Derken Tocam hadi akvaryuma gidelim dedi.
Yupppy içimdeki böcük canlandı, kanatlandı, uçtu. Köpek balıklarını görcem canlı gözle az mı canlanmasın da neetsin. Neyse gittik akvaryuma....
Önden palyaço balıklarını koymuşlar çerez niyetine... Yavaş yavaş büyüdü balıklar. İçim kıpır kıpır her yerde jaws resimleri var. Yaşasın... Acaba yemek yerken görebilir miyiz diye de düşünüyorum içimden psikalajik manyak gibi.
Yılan balıkları falan vardı benden uzun, tuhaf suratlı balıklar vardı okuyucu. Bi inek balığı gördük inekten başka herşeye benziyo. Tuhaf tuhaf balıklar varmış ben yeni gördüm. Deniz atı gördük tırnağım kadar. Balıklardan tiksinirim ben aslında ama köpek balığı görcem diye sevincimden onlara bile baktım :P

Neyse en sonunda tüneli bulduk da girdik içeri. Resif bölgeleri vardı akvaryumun içinde, çerezlik niyetine koydukları balıklardan vardı, Köpek balığıda vardı okuyucu yok değildi ama kolum kadar. Yanından geçen vatoz ondan büyük. Hayal kırıklığım ise çok çok büyük. Yinede resmini çektim ama içimdeki böcüğün boynu büküldü, kanatları kırıldı, yerde can çekişiyo.

Neyse çıktık ordan okuyucu. Jaws resimlerine tüküresim geldi ama kocamın elimden tutuyo olması engelledi beni. Giren herkesin ağızları kulaklarında, çıkanların (çocuklar hariç) hepsinde aynı bakış; "Boşuna mı verdik o yirmi beş te la yı.":P

Ordan döndük anamıda bi göriim dedim okuyucu. Yukarı çıktım bide ne göriiim. Büyük misal bozuntusu elinde bi çiçek her köşede çiçeğin resmini çekio. Gözüm karardı:P Hemen annemisali aradım ben sepet miyim hani benim sevgililer günü çiçeğim diye arıza çıkarttm. Annemisale tatlı ısmarlıcakmış büyükmisal tabi palyaçoylan çiçek ona geldi bize yok :(

Neyse okuyucu çok uzattım. Ama içime çok dert olmuş ben ne yapiim yazık bana. Gittik dondurmamızı yedik. Evimize geldik. Kocacım bana çiçek almış sağolsun. Bende onla avundum. Ne yapiim. Sepetim diye üzülüyosam suç benim mi.

12 Şubat 2010 Cuma

Slm okuyucu, Slm burak....

Bir aydan fazla süredir bloğa elimi sürmemişim Burak (kıl iş arkadaşım) sağolsun farkına varmamı sağladı. Gerçi elimi sürmememin sebebi de kendisidir ya neyse.

Ne yazacağımı bilmeden başladım yazıya gelişigüzel yazıyorum işte. (Sacit kelimelerimi düzeltme bilerek devrik yazıyo olabilirim).

Şu iki gündür kendimi siper hissediyorum okuyucu. Gencim, güzelim hahayt hahayt. Evlendiğimden beri yukarıda bahsi geçen kıl arkadaş yüzünden kendimi yaşlı hissetmekteydim. Böcüğüm ölmüş benim okuyucu öyle diyo. Yaşlanmışım, e gözlük takmaya başladım çirkinmişim, bıy bıy bide bıy.....

Ama iki gün önce kendisinin ciddi olmadığını fark ettim. Evet jetonum köşeli ancak anladım yüzüme vurmana gerek yok bence...

Bu aralar aşık olmuş yerinde oturmuyo volta atmaya falan başlıyo... Deli işte.... Kuzum Derya burdan sana sesleniyorum; yazık bu MİNİK'e.... (Ufalsında cebime girsin dimi) Az bile arkandayım çektir tatlım...

Yazının seyri değişti okuyucu ben burdan Bırak'ın aşk hayatını anlatmaya niyetlenmemiştim. Kendimden bahsedecektim. Ne kadar güzelim, akıllıyım falan dicektim. kendime güvenimden bahsedecektim ama böyle dengesiz bi yazı oldu. Neyse şimdilik idare ediver okuyucu.

Yeni usturuplu (:P) ve mantıklı bir yazıda görüşmek üzere... Kendine iyi bak okuyucu. Seni seviyorum. Sevgiler......

Deryoş (Büyükmisal) sanırım seni özledim..

4 Ocak 2010 Pazartesi

İnşallah, İnşallah

Hayat yanımdan hızlıca akıp gidiyo. Ayak uydurmaya çalışırken yoruluyorum. Kendimi yaşlı hissediyorum bu aralar. Olduğumdan daha yaşlı yani.
Ne kadar çabuk ilerliyo saat, gün, yıl. 2009 a yeni girdiğimiz zamanı hatırlıyorum. Düğüne bi sene var geçer mi bu zaman??? diye düşündüğümü...... Geçti, ben evlendim, 2009 bitti. Yarın 2010 bitecek.
Ne kadarını değerlendirebiliyorum yaşamımın. Sonsuz hayatım için (Allah'ın izniyle cennette) ne yapıyorum. Hiç...
Saatlerimi bu dünyaya harcıyorum. Oysa biliyorum burası değil önemli olan. Ama sanki burasıymış gibi yaşıyorum. Kendimi suçlu hissediyorum, kendime karşı en çok. Cennet için kariyere ihtiyaç yok, paraya ihtiyaç yok. Peki ne için uğraşıyorum. Neden param olsun, hep daha çok olsun istiyorum.
Elini ayağını çekmeden iki tarafıda idare edebilen insanlar var. Büyük insanlar bence onlar. Ben beceremiyorum. Umutsuz olmak bi müslümana yakışmaz. Umudumuz var elhamdülillah ama çoğu zaman yeterli gelmiyo yaptıklarım. Yetmeyeceğini bile bile daha fazlası için uğraşmıyorum. Öyle kuvvetli bir nefse sahibim ki izin vermiyo.
Yine de umudum var. Cennet için uğraşıyorum Rabbim'de bana nasip edecek inşallah. Cümlemize nasip etsin. Hep beraber orda Firdevs Cennetinde komşu olalım inşallah.